VİRA BİSMİLLAH
Her balık sezonunun açılmasıyla birlikte sıkça duyulan “Vira Bismillah” aslında Rumca ve Arapça birleşimi bir komut tamlamasıdır.
Şöyle ki; Anadolu Rumları “Vira” kelimesini denizcilikte “Demir Al” komutu olarak kullanmaktaydı.
Türklerin Anadolu’ya gelişi ve denizcilikle ilgilenmeye başlamalarıyla birlikte “Demir Al” anlamına gelen “Vira” kelimesine Arapça “Allah’ın ismiyle” anlamına gelen “Bismillah” tamlaması da eklenmiştir. Böylelikle özellikle Türk denizciler her denize açıldıklarında “Vira Bismillah” diyerek sefere başlarlar.
Av yasağı bitti ve balıkçılarımız denizlere “VİRA BİSMİLLAH” diyerek açıldı. Kazançları bol ve bereketli olsun.
Önce Gemlik’in efsane isimlerinden İzzet Kaptan’ı geçmiş yıllarda yaptığım bir söyleşi ile analım.
Bursa’nın efsanelerinden İzzet Kaptan 95 yaşında hayata veda etti.
13 Temmuz 2022 tarihinde doğduğu köy olan Küçükkumla Köy Mezarlığı’na defnedildi. Mekânı cennet olsun.
İZZET KAPTAN’LA AÇILALIM DENİZLERE
“El salla, el salla” diye yaz boyu seslenirdi insanlara. Sonra da atlarmış motoruna, haydi balığa.
İzzet Kaptan’ın turizm elçiliği yaptığı yaz sezonundaki İzzet Kaptan motoru ve o günlerin anıları yazıldı. Oysa o, balıkçılık da yapardı. Kaptanlığı balıkçılığın önüne o kadar geçmiş ki, balıkçılığı hep gerilerde kalmış. Denizi ve balığı İzzet amcadan anlatmasını istedim.
İzzet Kaptan kış sezonunda ne yapardı?
1952 yılında Ali Reis ve kardeşi Yusuf Reis o zamanların büyük balıkçıları. Her ikisinin de üç çifteli kayığı var. Ali Reis dümene oturur, üç kişi kürek çekerek balığa çıkarlar. Sonbaharda uskumrular sahillere gelir, burada kalırlar. Mart ayına doğru yumurtalarını bu sahillere bırakırlar.
Bir gün Ali Reis, İzzet’e “Oğlum bugün balığa beraber çıkacağız” der. Kendi sandalını İzzet’in motoruna bağlayarak Hasanağa Koyu’na giderler, ağları atarlar. Şansları iyidir. Ağlar uskumru doludur. Kış boyunca balıkçılığı birlikte yaparlar.
Böyle başlar birliktelikleri ve on yıl boyunca sürer.
Sonrasını şöyle anlatıyor İzzet Kaptan:
Eskiden kayıkhane vardı. Adından da anlaşılacağı gibi balıkçıların kayıklarını bağladıkları, balıkçı ailelerinin oturdu bir yerdi. Tepeden, dar bir yoldan inilerek gidilirdi. Bayırdan ancak at arabası inerdi. Evlerin önündeki dar toprak, yolun önü denizdi. İzzet Kaptan’ın evi de o zamanlar tepede kayıkhaneye bakan kayaların üzerinde.
Ali Reis’in mağazasının yanında evi vardı. Kardeşi de yanındaydı. Üçlü, dörtlü iki piyadesi ile büyük balıkçılarımızdandı. Benim de o zamanlar 8-10 metrelik motorum çalışıyordu.
Ali Reis, Kayıkhane’ye çınarın oraya dalyan kurardı. Dalyan demek; üç direk arkaya, üç öne direk dikilir, dört köşe arsa gibi olur, ağlarla kaplı, öne kapı yapardı. İçine hamsi balığı atardı. Balıklar içine girince ortasına koyduğu direği alırlar, torik, tekir balıkları yakalanırdı. Deniz tertemizdi, içindeki yeşil marullar gözükürdü. Tekir balıklarını 3-4 kulaçta görürdük.
Torik balıkları mayıs ayında Marmara’dan geçerler, 5-10 arası gezerler, 3-4 metre açıkta olurlardı. Direkteki adam onları görünce hemen dalyanın kapısını kapatırdı.
Bir de yine CHP’nin olduğu yere kurduğu dalyanı vardı. Yusuf Reis bu tarafta, kendisi Kayıkhane’de olurdu.
Mart ayından sonra yumurtalarını döken uskumrulara çiroz denir. Onlar yakalanır, akşam temizlenerek tuzlu suya bırakılır. Ertesi gün bu balıklar İstanbul’dan gelen Rum ve Ermeni kadınlar tarafından kuyruklarından asılarak kurutulur. Sonra selelerle İstanbul’a gönderilirmiş eskiden. Oğlu İbrahim Reis karadaki işleri yapar, kazanda su kaynatır, balıkları içine atar, direklere asar kurutur, çiroz balıklarını İstanbul’a yollarlardı. Karnında havyar kalmazdı.
Ben, İbrahim Reis’le balığa çıkardım. Hasan Reis ile üç kardeştiler. 62-63 senelerinden tahmini 74 yılına kadar beraber çalıştık.
Mehmet Reis, kardeşleri ve eski balıkçılar öldü. Senin yazdığın Sait Reis eşimin akrabasıydı. Hepsi de büyük ve iyi balıkçılardı, arkadaşlarımdı. Saysan çok balıkçı vardı.
Ali Reis’in çiftesi ile Kumla’da uskumru, hamsi balığı çevirirdik. Benim motoru da piyadeler yorulmasın diye arkaya bağlardık. 51 senesinde kürekle geldiğim tekne ile çekiyordum piyadeleri. Sonra büyük motoru aldım.
Şeker dayının da piyadesi vardı. Oğlu Nizam balıkçıydı.
Bir de Etçi kardeşler vardı. Onların da iki piyadesi bulunuyordu.

İbrahim Tokgöz arşivi: Etçi kardeşler, Gemlik’in önemli bir balıkçı ailesi. Dört erkek kardeş: Hüseyin, Ahmet, Şerafettin, Nurettin Dinç.
Balık çoktu, hamsi karaya vuruyordu. Gemlik sahilinde hamsi torba torba çıkardı, her taraf hamsiydi.
Yunus balıkları Kumla’da, Karacaali’de, Hasanağa’da, Harmankaya, Kavakaltı, Kurşunlu’da dolu olur, balığı katar önlerine getirirlerdi.
1978 senesinde Lazlar’dan 23 metre bir tekne aldım. Trabzon teknesi. Bu Lazlar İstanbul Sarıyer’de Mematiler. 16 sene de onlarla Boğaz’da Yeni Mahalle’de çalıştım. Büyük balıkçılardı, ortak iş yaptık.
Karadeniz İğne Ada Bulgar hududu yanına giderdik. Orada tuttuğumuz balıklar torik, lüfer, kofana, uskumru pahalı balıklar. İğne Ada’da iki ay kalırdık. Karaburun şimdi havaalanı oldu. 11 saatte giderdim. Karadeniz’de; Sakarya, Karasu, Ereğli, Zonguldak, Bartın Deresi, Amasya, Sinop’ta (Sinop’ta çok hamsi olur, orada hamsi çevirirdik) balıkçılık yaptık.
Anadolu yakasına balık geldiğinde haberimiz olurdu. Şile, Ağva, sahil köyleri, liman olan yerler yıllarca buralarda ağ attık İstanbullu Mematiler’le.
Ondan sonra 23 metre tekneyi aldım. Yazın turistleri gezdiriyordum. Boyayıp, temizliyor, sezon açıldığı gün hemen denize açılıyordum. Balık sezonu ile benim de teknem ağlarla, sandıklarla dolardı. Sinop’tan haber gelir, müşterilere anons yaparım “Yarın son günüm, gidiyorum” derdim. Bir daha iki ay Gemlik’e gelemezdim.
Anılar.
16 yıl boyunca çok anım oldu. Çok fırtınalar yedim, Allah’tan teknem Karadeniz’e dayanıklıydı. Tekneyi de çok güzel kullanırdım. Fırtınada liman bulana kadar epey sallanırdık.
Bir gün Ereğli açıklarında lüfer balığı olduğunu duydum. İstanbul Boğazı’ndan Ereğli’ye ortağımla geçtim. Ereğli açıklarında sahilden 4 mil açıkta, gece 10 sıralarında, lüfer ve kofana sürüsü bulduk. Lüferi çevirdik, ağlar balık doldu. Ortağım dedi ki; “Bu balığı sana yükleyelim. İstanbul’da balık yok. Sen götür. Dört ton balık var, hem de iyi balık!
Aşağı yukarı saat 1’e gelirken ambara balığı vurduk. Ambar balık doldu. Ben ambar kapağını kapadım. Ağaç tekne, ambar su almazsa kolay batmaz, dalar çıkar. Ben iyice bir çiviledim kapağı. Daha güverteye balık vuracağız. Ayandon fırtınası çıkacak, işaret verdi. Dokuz saat yol gideceğim. Zonguldak açıklarındayız. Yirmi üç ton ambarda, iki ton güvertede balık var. Bana iyi yolculuklar diledi ortaklar. Kalktım, rotayı çizdim. İstanbul’da hava bozmaya başladı. Açıktan bir saat gittim. Saat 3’e yaklaşıyor. 9’da İstanbul Azapkapı’da olacağım ama dalgalar büyüdü. Bir gemi “Batıyorum” diye işaret fişeği atıyor, üç tayfa var içinde görüyorum. Rusya’ya doğru gidiyor. Topkapı Gemisi olduğunu sonradan anladım. Hep görürdüm o gemiyi. Bir şey yapamadım ve battı. Brezilya’dan Ereğli Demir Çelik Fabrikası’na yük yüklermiş.
Güverteye yüklediğimiz lüfer ve kofanalardan hiçbiri kalmadı, dalgalar hepsini götürdü.
Karadeniz ile oyun olmaz!
Sonra balık para yapmamaya başladı. Bir kasa hamsi götürüyorduk, kasası 1-2 lira. İstavrit çevirmezdik, satılmazdı.
Ondan sonra yoruldum. Ailemden, çocuklarımdan uzak yıllar geçirdim. Balıkçılık yapmak istemedim.
Yolcu teknesi ile yazın Armutlu-İzmir arası yolcu da taşıdık. Marmaris’te ağaç tekne ile çalıştım. İzmir-Karşıyaka-Konak arası gidip geldim. 12 dakika sürerdi, gider gelirdik.
Gemlik, Marmara Denizi’nin en güzel körfezi, koyu. Burada ekseri çapari, olta balıkları iskelede tutulur. Bu koya balık geldiğinde durur.
Her yeri gezdim, burası gibi bir koy görmedim. Ben hem kaptan, hem balıkçıyım. Aşağı yukarı hayatım burada geçti. Nereye gidersem gideyim her yerde bir marina var. Ufak balıkçılar, motorları üzerinde uyuyorlar. Kayıkhaneye giderken görüyorum. Herkes sürat motoru bağlamış. Buranın acı tatlı günlerini gördüm.
Kayıkhanede arabamla giderken durdum. Bir balıkçı beni tanıdı. “İzzet Kaptan ne bakıyorsun?” dedi. “Eskileri hayal ediyorum” dedim.
Benim orada bir evim vardı eskiden. Teknemi demirlerdim. Gece yarısı olmuştu. Bir gün beğenmedim havayı. Hava kıbleden çakıyor. Motoru zor aldım, Sunğipek’e bağladım. Deniz coştu, bütün tekneler gitti. Eğer böyle kıbleden lodos olursa bu teknelerden hiçbiri kalmaz, hepsi parçalanır.
Ben isterim ki, güzel bir marina yapsınlar. Buradakiler amatör balıkçı. Büyük balıkçılar zaten para kazanıyor dışarılarda. Onların da sorunları var ama bari buradakilere numara versinler, içine çay ocağı koysunlar, bekçi koysunlar; ne hırsızlık, ne uğursuzluk olur.
Gemlik’te büyük balıkçı yok. En fazla 9-10 metre kayıklar. Burası da marina değil, dalga kessin diye yapıldı. Marina dediğin planlı, programlı olur.
Ben göremesem de inşallah olur.
Bütün balıkçılar evlatlarımdır. Onları seviyorum ve selamlar gönderiyorum. Ben herkese hakkımı helal ediyorum. Okuyan herkesten de helallik istiyorum.
Ali Reis’ten söz açılmışken, Gemlik’in en büyük balıkçısını akrabalarına sordum.
ALİ REİS
İzzet Toplu anlatıyor:
Soyadı kanunu çıktığında Balarısı Ahmet’in babası Gemlik’te hakimmiş. Karacaali Köyü’nden Ali Reis amcamı 17 yaşında Çanakkale Savaşı’na götürüyorlar.
Savaştan dönünce köye geliyor. Soyadı kanunu çıkıyor. Amcamın sülale 17-18 kişi. Toplanıp hâkimin karşısına gidiyorlar. Hâkim bakıyor, kalabalık gelmişler. “Burada en toplu kişi olarak siz geldiniz, soyadınız TOPLU olsun” diyor.
Sunğipek açıldığında Atatürk açılışa gelmiş. O gelecek diye Gemlik’in üst düzey yöneticilerini heyecan sarıyor. “Bunu yapsa yapsa Ali Reis yapar” diyerek amcamı çağırıyorlar. “Ne yaparız ne yediririz?” diye soruyorlar. Amcam “Siz merak etmeyin, Paşam gelecekse ben hallederim” diyor.
Yelken kulübünün önü taşlık. Ali Reis oraya bir voli atıyor. Şansına da çok güzel balıklar yakalıyor ve afiyetle Paşa’ya sunuyorlar.
Ondan sonra orası “Atatürk Volisi” diye anılıyor.
Amcamlar, babamlar yıllarca ailemiz dalyancılık yaptı.
Mustafa (Çakal) Toplu anlatıyor:
Ali Reis18 yaşındayken, onun amcası olan benim Süleyman dedem 33 yaşında. Dedem ve amcam buradan yaya İstanbul’a, İstanbul’dan da Çanakkale’ye redif taburuna katılmak için yürüyerek giderler. Çünkü Marmara’da gemileri düşmanlar batırırmış.
Dedemi Atatürk’ün emrindeki birliğe, Ali Reis’i de Nusret Mayın Gemisi’ne vermişler motorcu olarak. Çanakkale’ye mayın döküyorlar.11 sene orda askerlik yapıyor Ali Reis. 1913’den 1924’e kadar.
Bizim tarih öğretmeni Rafet Hanım, bize 15 Mart için ödev verirdi. “Gidin Ali Reis’ten hatıra dinleyin, bize anlatın” derdi. Giderdik Kayıkhane’deki büyük eve. Ali Reis yengemden kibrit isterdi. Boğazı o kibritlerle çizerdi, kibrit taneleri ile gemileri koyardı.
“Bu gemi Elizabeth, geldi mayına çarptı battı” der, batan gemi olan kibritin kafasını koparıp anlatırdı. Sıra ile anlatırdı.
Gözü kapalı, duygulu anlatır, yengem çenesinden silerdi göz yaşlarını. Biz korkudan nefes alamazdık, heyecanla yazardık anlattıklarını. Cumhuriyet’in ilanından sonra tezkere aldı.
Karacali Köyü’ne geldi. Amca, çocuğunu köyde bırakıyor. Hepsini alıp Gemlik’e getiriyor. Sülalemizin en büyüğü. Bir kardeşini okutuyor, onun da adı Mustafa Toplu, askerî hastanede baştabip oluyor.
O geldikten sonra Gemlik’te daha Yunanlılar var. Gemlik o zaman Balıkpazarı ve Kulaktaşı’ndan ibaret. 1926’da mübadele oluyor. Buradaki Yunanlılar oraya, oradaki Türkler buraya. Buradan giden Yunanlılar bütün aletleri, ağları, dalyanları, Kayıkhane’deki evleri bırakıyor. Ali Reis sahip çıkıyor, balıkçı reisi oluyor.
Bu arada, benim dedem Süleyman, Çanakkale’de gazi oluyor.
1916’da İstanbul ‘a gelip, hiç Gemlik’e gelmeden Haydarpaşa’dan trene bindiriyorlar, doğru Bağdat’a. Bağdat’ta Tikrit şehrinde İngilizlerle çıkan harpte şehit düşüyor.
Şarkıcı Burak Kut’un dedesi Tikrit de komutanmış. Soyadı kanunu çıkınca Kut soyadını alıyor.
Ali Reis piyadelerle beş çifte piyade kürek çekiyor, yani on kişi. Hamsi, sardalye, uskumru tutuyorlar. Burada balık yoksa kürekle Bandırma’ya, oradan İstanbul’a giderdi. Ağlar o zaman iplik, güneşte kurut, çürümesin diye, her gün işti.
Babam derdi ki; “Bir oturuşta bir palamut yemezsen, yarım paylık adamsın, Armutlu’da otuz tane sardalye yemezsen, yarım paylık adamsın.” Yani sürekli kürek çekiyorlar.

Ön Sıra: Veli Marmara, Hüseyin Dinç, Eyüp Küpeli, Ahmet Dinç,
Arka sıra. Mehmet Aydın, Fındık Mustafa, Sait Aydın, Ergin- Nurettin Dinç, Balıkçılar Derneği balıkçılarından bazıları.
Şevket Şenlet anlatıyor.
2 Haziran 1962 tarihli Gemlik Gazetesi
Ağlayan Kaya’nın açığı gündüz mercan, gece lüfer yapar. Kıyılarda ise izmarit ve köstekbüken pek boldur. Manastır açığı her çeşit balık için çok elverişlidir. Taytüydü açığı ve civarı mercan ve iri istavrit yaptığı gibi kıyılarda barbunya, karagöz ve bordan da bulunur.
Daha illere doğru, yıkık taşlar, Harabe temeli açığı, Hasanağa Koyu, Tekincir, Araptaşı, Beşkardeşler, Karacaali Mezarlığı açığı ve o sahil boyunca Odun İskelesi, Çakaldere mevkileri mercan, iri istavrit ve ispatı yerleri olduğu gibi, gecelerinde iri balıklar avlanacak yerlerdir. Daha ileri Kapaklı burnuna doğru, paket taşı ocakları açığı, mercan, vatos ve küçük çapta köpekbalıkları merkezidir.
Beri sahilde fabrika iskelesi, çift akan su, Plaj Açığı, Harmankaya, Filkaya, Kocaçukur, Tekçam, Kurşunlu Köyü açıkları ve Sarıkayalar Körfez’in çeşitli mercan ve çeşitli balık yerleridir.
Bu saydığım balık yerlerinin hepsine usta balıkçı arkadaşlardan Çakıcı Mehmet ve Şekeroğlu ile kürek çeke çeke gitmişizdir. Hele Çakıcı Mehmet’in yerlerini sile sile kürek çekişini hala görür gibi oluyorum.
Çok randımanlı günlerimiz olmakla beraber başarısız günlerin açığını, eğer dalyan zamanı ise Ali ve Yusuf reislerin dalyanından tedarik ettiğimiz hazır tutulmuş balıklarla kapatırdık. Fakat biz tutulmuş balıkları dalyandan aldığımızı tabii ki söylemezdik. Süreyya Cantürk’ün kulakları çınlasın, ilk yıllarda hastalık derecesine varan balıkçılığımız, nedense sonraları söndü. Seyrek çıkar olduk balığa.
Esasen Çakıcı Mehmet arkadaşım da usanmıştı kürek çekmekten. Hele Şekeroğlu’nun bot bozması ağır bir kayığı vardı, onun kahrını çeken bilir. Onun için balığa çıkış ve dönüşlerde motorların arkasına bağlanmak en güzel bir davranış oluyordu bize. Evlerimizde pek itibar etmediğimiz zeytin, balıkçılıkta en iştahla yenen yemeklerden daha makbule geçerdi.
Balıktan dönüşte, Balıkpazarı kahvelerinde o gün keşfedilen balık yerlerinin mahremiyeti ile bir iğnede iki mercan çeken Çakıcı’nın heyecanlı anlatışları ve ramazan geceleri Abdurrahim’in kahvesinde fıkra sohbetleri, Gemlik’teki memuriyet hayatımın kıymetli anılarını teşkil eder.
Büyükkumla kitabımdan balıkçılarımızla yaptığımız söyleşilerle devam edecek…
-
Staj ve Çıraklık Mağduriyeti Meclis Gündeminde
-
Türkiye’nin Bayraktar TB3’ü NATO’da Görevde
-
Akaryakıtta Fiyat Artışı Başladı
-
Altın Küresel Piyasalarda Yükselişte
-
Nijerya’da Lassa Ateşi Alarmı
-
Ortadoğu’da Yeni Harita Polemiği






