GEMLİK’TE BİR ŞEYLER ARIYORDUK

Köşe Yazıları - 16 Kasım 2025 13:36

Hayatımın en güzel dönemi ne zamandı diye sorsalar, kaç yaşında olursam olayım cevabım şüphesiz Gemlik Lisesi öğrencisi olduğum zamanlar olur. Gemlik Lisesi, gerçek anlamda hayata gözlerimi açtığım, Türkiye’yi ve dünyayı okumaya başladığım, bir şeyleri değiştirebileceğime inandığım ve bunun için adımlar attığım yerdi.

O zamanlar adına henüz bir sanayi kuruluşunun sponsorluğu eklenmemişti. Binası eskiydi ama ruhu vardı. Gemlik Lisesi için çok şey söyleyebilirim. Ama önce Gemlik’ten konuşmalıyız.

Lise öğrencisi olduğum dönemlerde Kumla’da yaşıyorduk; ki Kumlalı değiliz. Sabah ve akşam, yüzlerce lise öğrencisi gibi ben de otobüs kullanıyordum. Gemlik’te çevrem genişleyip arkadaşlarımın sayısı arttıkça, okul çıkışlarında hemen eve gitmez olmuştum. Kumla’ya gidip gelmek de zor olduğundan, yanımda bir kot pantolon taşımaya başlamıştım. Okul çıkışı arkadaşımın evinde üzerimi değiştirir, sonra akşama kadar Gemlik’te koştururduk. Hatta pantolonumu sınıfta montların askısına astığım, bunu gören öğretmenlerimin şaşkınlıklarını gizleyemediği çok olmuştur.

Bütün bunlar, on beş yıldan daha fazla zaman önceydi.

Gemlik’i tanımaya çalıştığım zamanlarda sıkça duyduğum bir ifade vardı. Aklımda bir akşam netleşti. Müzik grubu kurmuş arkadaşlarımız vardı. Bir büyüğümüzle konuşuyorlardı, yapacaklarını anlatıyorlardı. Konuşmanın sonunda o büyüğümüz, “Sonuçta burası Gemlik,” demişti.

“Burası Gemlik” sözünden şunu anlıyorduk: Burada sosyal, kültürel, ekonomik imkânlar sınırlı. Yapabileceklerimizin belirli bir sınırı var. Çok ileri gidemeyiz. Gidersek de zaten yapamayız. Çünkü sonuçta burası Gemlik!

Psikolojide “öğrenilmiş çaresizlik” diye bir kavram vardır. Ne yaparsanız yapın, işi başarıya ulaştıramayacağınıza ikna olmuşsunuzdur. İşte Gemlik’in üzerine çöken bu öğrenilmiş çaresizlik düşüncesi de maalesef bizlere sınır çiziyordu.

Peki Gemlik nasıl bir yerdi?

Akşamları Yeni Sahil’de dolaştığımız zamanlar, sokak lambalarındaki pusları görürdüm. Kömür kokusu sahile çökerdi. Deniz kenarında ciğerlerinizi kömür doldururdu. Sokaklarda kimse olmazdı. Genç kızlar ve kadınlar zaten bir saatten sonra sokağa çıkmaz, arkadaşlarımız ve büyüklerimiz de çay bahçeleri ya da kahvehanelere kapanırdı. Yapacak hiçbir şey yoktu. Gemlik gri bir kentti. Sadece okula ya da işe gidilen, akşam eve dönülen bir kent.

Böyle durgun bir yerdi.

Bir şeylerin eksik olduğunu, deniz kıyısında bir kentte olması gereken şeylerin çok daha fazla olması gerektiğine inanıyorduk. Çünkü ne olursa olsun, bunları hayata geçirebilecek bir kuşak vardı. Bu kuşağın parçası olan bizler, bir şeyler arıyorduk. Ama nerede aramamız gerektiğini bilmiyorduk. Doğrudan sonucu düşündüğümüzden, nereden başlayıp nereye gitmemiz gerektiğine dair fikrimiz yoktu.

Aradan geçen yıllarda Gemlik epey değişti. Gri örtüsünü üzerinden attı. Sokaklar aydınlandı. Gençler artık daha görünür oldu. Çay bahçelerinin yerini pahalı ve gösterişli kafeler aldı. Çoğunda çay ve kahve iyi değil. Küçük yerlerde daha lezzetli.

İnsanlar artık arkadaşları ve aileleriyle sokağa çıkıyor.

Bir bu kadar daha zaman geçerse ne olur, şimdilik bilmiyorum. Ama açıkçası tüm bu olanlardan memnunum.

Tabii ki hayalimizdeki Gemlik tam olarak bu değil. Daha değişmesi ve gelişmesi gereken çok şey var. Kentimizin imkanlarını biliyoruz, insanlarını her gün daha iyi tanıyoruz.

Bir şeyler aramaya devam ediyoruz. Yine hayal kuruyoruz. Ayrıca “ne yapmamamız” gerektiğini biliyoruz.

Nihayetinde burası Gemlik!

BENZER HABERLER