Değerli okurlarım, siz bu satırları okuduğunuzda, biz Gemlik Tarihini Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneğini açmış (9 Mayıs), Gemlik Belediyesi’nin bizlere tahsis ettiği “Hamidiye Mahallesi, Katlı Otopark Altı No:8” adresindeki bu yeri faaliyete geçirmiş olacağız. Kısaca dernek faaliyetlerimizden biri olan arşiv ve kitaplık konusuna değinerek hem duyurusunu yapmak hem de hala unutamadığımız halk kütüphanemize kısaca yer vermek istiyorum.
Derneğimiz iki katlı. Alt katımız tarih ağırlıklı. Orada eski objeler, çalışmalar, Gemlik fotoğraf albümleri, eski Gemlik’i çağrıştıran eşyalar görebileceksiniz. Atmaya kıyamadığınız her türlü tarihi eşya, fotoğraf ve belgeyi biz sizler adına koruyacak, toplayacak ve sergileyeceğiz. En önemlisi Gemlik’in çınarları gibi bizim de adeta gölgesine yaslandığımız çınarlarımız var. Bu canlı tarihle zaman zaman söyleşiler yapacak, onları sizlere tanıtacak, bilgi ve birikimlerinden faydalanacak, sizleri de konuk edeceğiz. Herkesi bu derneğe üye olmaya davet ediyorum.
Üst katımızı kültüre ayırdık. Orada mini bir kütüphane oluşturuyoruz. Bu kitapları üyemiz olan ya da bizden üye kartı alarak kütüphanemize üye olan herkese okuması için vereceğiz. Öğrencilerimiz de bu kütüphaneden ve araştırmalarımızdan, öğretmenlerimizden faydalanabilecek. Derneğimize bağışlanan kitapları tasnif ederek yine daha çok kişinin okuması için sizlerle buluşturuyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk: “Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir. Yerinde duran şey ise geriye gidiyor demektir” demiştir.
Bu nedenle önceki yıllarda bu konuya çok önem verilmekteydi. Halk evleri, halk kütüphaneleri, okuma odaları ile köylerde bile kitap okuma oranı çok yüksekti. Maalesef kâğıt fabrikalarımızın kapanması, ormanlarımızın yok olması, artan maliyetler nedeni ile kitap ücretlerini yükseltti; hem basımı, hem alımı çok zor. Gazetelerimiz büyük özverilerle çıkıyor. Gençlerin kitaba olan ilgisi azalıyor. Bu konuda bizim de bir katkımız olsun istiyoruz.
Biz şanslı çocuklardık. Kütüphaneler kâğıt kokar. O Eski kitapların değişik bir kokusu vardır. Önce o kokuyu içimize çekerek, sonra da kitapların bizi götürdüğü yerlerde dünyayı gezerek okumayı sevdik. Hatta bağımlısı olduk. Çarşı meydanındaki kütüphanenin yıkılışı ile birlikte, bizden sonraki nesiller bu zevkten, bilgiden, kütüphaneye en yakın ve kolay erişimden yoksun kaldı. Şuan Gemlik’te bir kütüphane var; fakat ne yazık ki, öncekilerle kıyaslandığında istenen ölçüde değil ve birçok kişi de var olduğunun farkında değil.
Öncelikle halk kütüphanesi ne zaman kurulmuş?
Biraz eskiye gidelim, bakalım gazeteler o dönem ne yazmış?
25 Mayıs 1933 Tarihli Vakit Gazetesi Sayfa 8
(Hususi) Burada Halkevi açılması öteden beri düşünülmekte idi. Halkevini teşkil edecek çalışma kollarından; dil, tarih, edebiyat, spor, temsil, musiki kolları teşekkül etmiş gibidir. Halkevinin açılması yolundaki isteklere karşılık; burada Halk Fırkası idare heyeti bir içtima yaparak, bu kolların 19 Şubat Halkevleri yıldönümü gelinceye kadar birer talimatnameye göre idare heyetinin seçimine başlanmasına karar verilmiştir. Bu işler için Halk Fırkası idare heyeti reisi Reşit Süleyman Bey ciddi bir çalışmaya başlamış ve önce dil- tarih- edebiyat kolunun toplanmasına girişilmiştir. Dil, tarih, edebiyat kolunun seçimi için Gazi Mustafa Kemal Mektebi (Atatürk Okulu) Müdürü Hüseyin Baştuğ Bey memur edilmiştir. Bu kolun seçiminden sonra da; spor, temsil, musiki kollarının idare heyetinin seçme ve çalışmalarına başlanacaktır. Bu suretle 19 Şubat’a kadar hemen bütün kolların hazırlıkları bitirilmiş olacaktır. Gemlik’te çok çalışkan bilgili halkevi kollarında çalışabilecek inkılapçı temiz bir gençlik vardır. Yalnız bu gençliğin başına kendilerini idare edecek idareciler lazımdır, bütün gençler halkevlerinin çatısı altında toplanacakları ve halk evi açıldığı için sevinmektedirler.
Gemlik (Akşamı) – Gemlik Halk Partisi ve Halkevi binası tamamlanmıştır. Binada halk kütüphanesi, gençlik teşekküllerine mahsus yerler, sinema, temsil, propaganda, eski eserler, dil heyetleri için ayrıca daireler açılmıştır. Binanın açılış töreni için hazırlıklar yapılmaktadır. Yukarıdaki klişe bu güzel binayı cepheden gösteriyor.
Halk Fırkası Reisliğine Raşit Süleyman Beyin yerine anlaşıldığı üzere Belediye Başkanlığı dönemi biten Ziya Bey seçiliyor ve onun döneminde kütüphanenin yapımı gerçekleşiyor.
Dr. Ziya (1922-1933 yıllarında Belediye Başkanı, ikinci kez 1950-1953 yıllarında Belediye Başkanı oluyor) o zaman Halk Fırkası Başkanı. Belediye Başkanı ise Eşref Dinçer (1933-1938 ile 1940-1941 yıllarında ikinci kez Belediye Başkanı)
Yakın zamanda röportajlarım sırasında üç orijinal fotoğrafa rastladım.
İlk kez gördüğüm kütüphane binasının açılışının fotoğraflarıydı. Gazete yazı ve fotoğrafları ile örtüşen bu fotoğraflar çok önemli tabii. 1936 yılında Atatürk Heykeli, Hadi Bara tarafından yapılıyor ve parkın etrafı istimlak edilerek genişletiliyor. Parkın arkasına gelen yere ise Halk Partisi ve Halkevi binası yapılıyor. Park, iskele ve bu alanlar meydana kadar Ticaret Odası Başkanı Ali Galip Bey ve kardeşi Nuri Paşa tarafından bağışlanmıştır.
Küçükkumla’da kiraz bayramı yapılıyor. Halk motorlarla Küçükkumlaya gidiyor. Kuzular çevriliyor, dere kenarında âlemler düzenleniyor. Bahçelerde geziniliyor, delikanlılar oyunlar oynuyor. Bursa’dan halkevinin gösteri kümesi geliyor. Güzel geçen bir günün ardından akşam halkevine dönülüyor. Haberin devamı şöyle:
(Gemlik- Hususi) Gemlik parti binasında İbnürrefik Ahmet Nuri’nin (Himmetin oğlu) isimli piyesi gösterildi. Saniye, Veli’nin nişanlısı rolünde çok alkışlandı. Bir gece önce de Ana ve Şeriye Mahkemesi gene halkevi binasında halkın takdirini kazanmış, bu arada Adalet ana rolünü çok içli olarak başarabilmişti.
Bunlar Bursa halkevinin temsil kuvvetini artırmaktadır. Başöğretmenlerden Bilal Rıza ve öğretmen Emin Şevket ayrıca roller aldılar, temsilleri tamamladılar. Gece yarısından sonra otomobillerle Bursa’ya hareket ettiler. Temsiller Gemlik Gazi Okuluna bir büst yaptırmak için verilmiştir, fakat bu para temin edilmediğinden temsil heyetinden olmadıkları halde sırf konaklamak için misafirlerle bir arada bulunmak mecburiyeti duyan Gemlik himaye heyeti üyeleri, yeme içme gezme masraflarını misafirlere yapılan masraftan ayırmak düşüncesini taşıyorlar, böyle yaptıkları takdirde masraf azalmış hasılat kurtulmuş olacaktır. Hatta masraf kabarmasın diye ayrı bir köşede yemeğini yedikten sonra kalabalığa karışanlar da oldu.
1937 yılından önce fırka heyetinin çalışmalarına, eski gazete arşivlerinde sıkça rastlamaktayız. Köycülük, spor, tiyatro kolları gibi kollarda gençlerin yaptıkları faaliyetler haber olmuş. Sonrasında ise Zebercet Coşkun’un “Kimler Geldi Kimler Geçti” kitabından, Nazan Taran’ın anılarından, Mete Erdemer ve Hicret Esen’in anılarından bilgi sahibi oldum ve “Anılarda Yaşarken Gemlik” kitaplarımda yer verdim. Kısaca bu anılara yer vermek gerekirse;
HALKEVLERİ
Zebercet Coşkun, “Kimler Geldi Kimler geçti” kitabında “HALKEVLERİ SAHNESİ” bölümünde babası ile ilgi anılarına yer verirken komşuları ve babasının yakın arkadaşı Hüseyin Taran’dan da bahsetmektedir.
Zebercet Coşkun: Babam İbrahim Turan Bursa ve bir kaç yakın arkadaşı (Hasan Yılmaz Ant ile Hüseyin Taran gibi) Halkevi Kollarının üç numaralı şubesi olan “Temsil Kolları” çalışmaları içinde alırlar yerlerini. Halkevi sahnesi bir milli kültür sahnesi olarak, ortak çalışan, milli müdafaa için emek veren mücahitlerden sayılacaktır.
Muallim Nedim Bey, Recep Peker’in ateşli bildirilerini tekrarlayarak dolaşıyor çarşı içinde, kahvehanelerde. Gençliği birliğe, beraberliğe çağırıyor. Bir muallim, mektepteki vazifesini yaptıktan sonra işinin bittiğini sanıyorsa yanılıyordur. Saltanatla cumhuriyetin, irtica ve inkılabın, modern mekteplerle medresenin, iyi vatandaşla kötü vatandaşın; şahsi menfaatlerin, miskinlik ve cehaletin kaçınılmaz sonucu fakirlikle, namus dairesinde kazanılmış refahın, yeis ve bedbinlikle ümit ve nikbinliğin; bunlar gibi daha sayılabilecek birçok konu, halkevleri temsil mesaisine zemin teşkil edecektir.
Ülke genelinde talimatnameler neşrediliyor, bu talimatnameler halkevlerine geliyordu. Muallim Nedim Bey başta olmak üzere bu gibi işleri üzerine alan muallimler, birer ikişer dağıtıyorlardı gençlere bildirileri. Gazetelerde yazılar çıkıyordu bu konuda. Halkevleri dergilerinde yazılar çıkıyordu bu konuda. İşte, Halkevi dergisindeki bir yazıdan küçük bir örnek:
“Ankara’da beş günde altı bin kişinin seyrettiği Akın piyesinin temsilinden edinilen tecrübeye göre, memleketimizde en faydalı, en tesirli vasıta temsildir. Temsil şubesinde vazife alacak kadın ve erkek arkadaşlar belki en yorucu sahayı seçmiş olacaklardır. Fakat hizmetleri milli kültür ve milli yükseliş tarihimizde zaman geçtikçe daha da takdir edilecek şerefli bir hatıra bırakmış olacaklardır.”
Gemlikli gençler de ülkenin diğer yerlerinde olduğu gibi yeteneklerine göre Spor, İçtimai Yardım, Halk Dershaneleri, Kütüphanecilik ve Neşriyat, Köycülük, Sergiler gibi bölümlere kayıtlarını yaptırdılar. Can sıkıntısı ile ne yapacaklarını bilemeyen gençler, artık kahvehanelerin yararsız kalabalıklarından kurtulmuşlar, akşam kursları, gece provaları derken kendilerini oyalayacak yararlı alanlara doğru kaymaya başlamışlardı. Yaşamlara bir renk, bir anlam gelmişti. Gemlik’te Temsil Kolu çalışmalarına katılan gençler arasında bir kaç da genç kız vardı. Bu genç kızlar her ne kadar acemi ve yeteneksiz de olsalar, renk katıyorlardı oyunlara, kendilerinden söz ettiriyorlardı. Üstte oynanıyordu piyesler Gemlik Halkevi sahnesinde. Salon dolup taşıyor, yankıları haftalar, aylarca sürüyordu. Bir Müftünün Hüseyin vardı (Hüseyin Taran) kısa boylu, tombalacık bedenli ve de güleç yüzlü. Tatlı söyler, tatlı konuşurdu. Aynaroz Kadısı’nı oynayınca birden ünlü oldu Gemlik içinde. İbrahim Turan ve Hasan Yılmaz dram oynuyordu. Üç cumartesi ve pazar üst üste oynadıktan sonra Bursa Halkevi Sahnesi’nde de gösterildi kimi oyunlar. Çok tutulursa çevre illere de giderlerdi.
Günler şenlikli geçiyordu. Yarının bu günden daha iyi olacağını halka göstermenin; ileri, hep ileri gitmek gerektiği gibi düşünceleri insanlara götürebilmenin coşkusu içinde… Bursa Halkevi oyuncuları Gemlik’e geliyor, bir Turgut var ki, Bursalıları da kırıp geçiriyor. İngiliz Kemal rolü ile Hasan Yılmaz Ant unutulmaz bir oyun verdi. İbrahim Turan ise Padişah Vahdettin rolündeki başarısı ile zihinlerde silinmez bir iz bıraktı.
İstanbul’daki Darülbedai temsillerini andıran oyunlar verdiklerini zanneden bu oldukça yetenekli gençler, her ne kadar acemi de olsalar, gönüllerindeki coşku ile Gemlik halkının günlerine renk kattılar. Çoban piyesi ile İngiliz Kemal ile unutulmaz tablolar çizdiler.
Her şey ne kadar güzel gidiyordu o tarihlerde Gemlik’te. Daha önce söz etmiştim, babam Halkevi temsil kolunda idi. Ondan sonraki yıllarda ise temsil kolu başkanı oldu ve oyunların yönetimi işine girdi. Kuşkusuz onlarınki derme çatma bir çalışma idi önceleri, yaşları ilerledikçe bu konuda deneyimli kişilerden oldular. Ne ki, artık eski şevk kalmamıştı gençlerde; kimileri bıkıp ayrılıyor, kimisi de yetenekli olmadıklarını anlıyorlardı. Onlar gitti, yerlerine yenileri geldi; yeni hevesliler… Babam hep yerinde. Hasan Yılmaz Ant ile ikisi bıkıp usanmayanlardan ve artık üstat olarak, temsil kolundaki yerlerini koruyorlar. Hüseyin Taran daha bir tüccar adam, kendisine göre rol olunca nazlanmıyor ama babamlar gibi varını yoğunu, gecelerini gündüzlerini bu işlere vermiyordu.
Bu yazıda adı geçen herkesi ve Zebercet Coşkun’u rahmetle analım. Bize anılar ve yaşanmış olaylarla dolu bir kitap bırakmış.
23 Nisan 1938 Tarihli Son Posta Gazetesi Sayfa 5
Örneğin: Gemlik Halkevi temsil kolu geçleri güzel bir müsamere vererek Bedri Yıldırım’ın ‘Kavga sonu’ piyesini temsil etmişlerdir. 23 Nisan için de Makasçı ve Aynaroz kadısı eserleri hazırlanmaktadır. Resimde temsil veren gençler görülmektedir.
Kitap okuyan bir nesildik. Ayrıca o zaman bilgisayar, internet yoktu. Bizim dünyaya açılan kapımızdı kütüphane. Kütüphaneden kitap alabilmemiz için kartlarımız vardı. Böylece kim ne kadar kitap almış, okumuş takip edilebiliyordu. En çok kitap okuyanlardan biri olarak seçilmiştim. Bunu gururla söylüyorum; çünkü bugün biraz olsun yazabiliyorsam, araştırmalar yapabiliyor, kitap hazırlayabiliyorsam o günlerdeki halk kütüphanemizin katkısı büyüktür.
Gemlik Halk Kütüphanesi, biz yaştaki kişiler için çok şey ifade eder. Hemen hemen her gün okul çıkışlarında, hafta sonlarında ders çalışmak için giderdik. Kapıdan girince solda kitaplarımızı işleterek eve götürmek için aldığımız camlı bir bölme vardı. Kitabı uzatırdık, kaydederlerdi. 15 gündü süresi ama ben hiç bilmiyorum bir kitap aynı akşam okunup bitmesin. Adeta sabahlara kadar uyumaz, kitabı yutar, bitirir yine koşardık kütüphaneye.
Girişte sağlı sollu çekmecelerde numaralanmış kitaplar okunmaktan eskimişti. “Kitap eskir mi?” demeyin. Kitap okuyan o kadar çok insan vardı ki, eskirdi. Kapının karşısından büyük bir salona girilirdi. Tahtadan birçok dizili masa vardı ve duvarlarda dolaplar, içleri ders kitapları ile dolu. Dışarıdakilere nazaran burada daha ağır, ciltli kitaplar bulunuyordu.
Öğretmenlerimiz ödev verirdi. Bu ödevleri yapabilmek için de mecburen kütüphaneye gider, okur, araştırırdık. Belki de bu araştırmacılık yönümüz o zamanlardan kalma. Şimdi bile internet ile yetinmeyip zaman zaman kütüphaneye gidiyoruz; acaba farklı bir şeyler bulabilir miyiz diye.
Biz bu araştırmaları oturup bir de uzun uzun yazan nesildik. O kalın kitaplardan konuları bulur, alır kitabı önümüze, sessizce yazardık. Arkadaşlarımızla konuşmak, gürültü yapmak yasaktı. Biri konuşsa, bırakın kütüphane görevlisini, oradaki öğrenciler bile rahatsız olur, dönüp bakardı.
Yazma alışkanlığımız da yine bizim öğrencilik ve kütüphane yıllarımızdan kalma. Şimdi okuyorsun, senin yerine telefonun yazıveriyor. Ne rahatlık. Tabii böyle olunca da kaleme, kağıda gerek duyulmuyor. Yazılmayınca okunanlar akılda kalmıyor.
Hep Erdinç Çelikkol hocamın sözü gelir aklıma. “Yazın” derdi bize. “Söz uçar yazı kalır.”
Eski kitapları, gazeteleri, mecmuaları atmayıp saklayan bu eski jenerasyon hala da atamıyor, saklıyor. Şimdinin gençlerinde bu alışkanlık yok, her şey bilgisayarda kayıtlı. Fotoğraflar telefonlarda, sanal bir dünyada yaşamaktayız.
Sadece öğrencilik yılları da değil; ben kütüphane yıkılana kadar oradan kitap aldığımı biliyorum. Arkadaşım Hicret Hanım’ı bile ziyaret etmekten büyük keyif alırdım.
Kütüphane çalışanlarının da emekleri çoktur bizlerde. Değerli büyüğümüz Abdullah Mete Erdemer, kendisi ile yaptığım bir söyleşide şöyle diyordu:
Abdullah Mete Erdemer: Lisedeki görevimden sonra Gemlik İlçe Halk Kütüphanesi’nde göreve başladım. Ailelerimizde, okullarımızda ve tabii ki kütüphanelerimizde çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmalıyız. Bu konuya çok önem vermeliyiz. Yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımızı, gençlerimizi spor ve her türlü güzel sanatlara, kültür ve bilime kanalize edip yüce Atatürk ilke ve devrimlerine ulaştırmalıyız. Bu bizim en önemli asli görevimiz olmalıdır.
Görev yaptığım yıllarda halk kütüphanesi şehrin merkezindeydi. Servisleri vardı; müracaat, evlere ödünç kitap verme, eski eserler, çocuk bölümleri gibi… Okuyucularımıza üyelik kartı çıkarıp, müracaat eserleri dışında her kitabı ücretsiz 15 gün evlere verebiliyorduk. Müracaat bölümü ansiklopedik kitaplar bölümüydü. Beraber çalıştığım Hicret, Ayfer kardeşime selam olsun. Okuma oranı yüksekti.
Bizden önce bu yerde halkevi varmış. Tiyatrolar, konserler yapılırmış. Ben de hala bu etkinliklerin yapılmasından yanayım. Çok yönlü bir kültür yuvası olmalı.
Kütüphanenin yıkılmasına çok üzüldüm. Böyle bir yerde çok amaçlı bir kültür merkezi olmasını beklerdim. Halk kütüphanelerinde sosyal faaliyetler, sanat, edebiyat söyleşileri, resim sergileri, müzik konserleri, şiir dinletileri her türlü faaliyet yapılabilmeli. İnternet ile birlikte kitap okuma alışkanlığı bitti, kitap okumanın hazzı başka. Engelli, bilhassa görme engelli vatandaşlarımızı kitapla buluşturmalıyız. Kütüphanemize ulaşamayan halkımıza, çocuklarımıza gezici servisler eliyle kitaplarımızı ulaştırmalıyız. (Anılara Yolculuk)
Kütüphane çalışanlarından Hicret Esen: Hacettepe Pedokoloji’yi kazandım, babam göndermedi. Çocuk gelişimi eğitimi aldım. Gazi Üniversitesi’nde yükseğini okudum. Kütüphanede müdür muavinliği yoktu; halk kütüphanesinde şef olarak çalıştım. O zamanlar muavinlik nüfusa göre oluyordu. Kütüphaneden emekli oldum.
Sonuç olarak meydan çalışması dendi ve bir kültür yuvası yerle bir oldu. Anılarımızda hiç unutulmayacak izler kaldı. Gemlik’te bir “Kütüphane Derneği” bile vardı ve çalışmalar yapıyor, kütüphanemize katkı sağlıyordu. Bu gibi kültüre katkı sağlayan dernekler destek göremediği için kapandı. Şimdi kahve gibi işletilebilen dernekler faaliyetlerini ekonomik sıkıntı yaşamadan sürdürebiliyor.
İzzet Kaptan’ın inci gerdanlığı Gemlik; artık sadece bizlerin düşlerinde. Bir fotoğraf düşer önümüze böyle, ah ile vah ile özler ve o güzel günleri anarız.
O güzelim çınarlar da kuruyuverdi. Fotoğrafta görülen kurumuş çınarda masal kahramanımız “Kel Oğlan” oturuyor ve eminim oturduğu yerden gülüyor bize. Biz Gemlikliler onun kadar cesaretli olamadık ve ilçemize yapılan kötülüklerle savaşamadık. Şimdi, eski Gemlik’te yaşayan ve bilenler o nedenle mutsuzuz.
Parkımızdaki şahane çiçekler, havuzlarda yüzen kırmızı balıklarımız da terk etti bizi. Bandoların müzik yaptığı, insanların dans ettiği zamanları göremedik ama yine de ucundan yakalayabildik. Anne ve babalarımız bizi okula, çarşıya gönderir hiç merak etmezdi. Güvenliydi gittiğimiz yerler. Bilirlerdi ki, okuldayız, kütüphanedeyiz, parktayız; en fazla Kayıkhane’ye, sinemaya gitmişiz.
O zamanlar Gemlik’te filmler çevrilirdi. Küçük kendine özgü bir sahil kasabasıydı Gemlik. Kayığıyla, balığıyla, balıkçı köyleri, kayıkhanesi, çarşısı ve işte kütüphanesi ile. Bir Celal Bayar Kütüphanemiz vardı ki, adeta bir mücevher sandığı, büyük bir hazine. Kapandı önce, sonra yıkıldı. Bugün geldiğimiz bu durumda eskiyi özlüyorsak ileriye değil, geriye gitmişiz demektir. Öyleyse durup düşünmek lazım!
Zaman zaman bu konular, yaşanmış anılar, unutulmayan insanlar konu ve konuğum olacak. Yeni bir sayıda buluşana dek hoşça kalın.