BİR PTT MEMURUNUN ANILARI

Yılbaşı yaklaşıyor; eskiden biz yaştakiler için (kurum olarak) PTT çok önemliydi. Elinde çantası ile gezen postacının yolunu gözlerdik. Pembe mektuplar, pullu yılbaşı kartları, bayram kartları ve uzaklardaki birilerinden yaşadıkları yerin manzaralarını içeren kartlar getirirlerdi. Bir de manyetolu telefonlar zamanı yaşayan bizler; önce PTT’ye bağlanır, hangi numara ile görüşmek istersek söylerdik. Sanırım ‘telgraf’ çeken de artık pek yoktur. Postacı tanıdık, konuştuğumuz o ses tanıdık, kurum ise sanki daha sıcaktı. Galiba bu kadar, mahkeme, icra, ödeme tebligatları da gelmiyordu. Neyse, çok uzun bir konu, kuralı bozmayalım ve yine dolu dolu bir yaşam ve anılar diyelim. Sami Sivlin bu kişi. Sivlin ailesini yazarken, Gemlik’le ilgili birçok konuya da değinmiş olduk.
SAMİ SİVLİN
Dedemin babası Osmanlı zamanında Karaman ilçesinden Yunanistan’ın Parga şehrine gidiyor. O zaman paşaların olduğu muhitte, onların himayesinde yaşamışlar. Babam 12 yaşındayken babası ile Türkiye’ye gelmiş. İlk geldikleri yer İskenderun. Amcamlar da ilk oraya gelmişler. Dedem bu bölgenin sıcaklığına alışamıyor ve 1922 yıllarında Marmara Bölgesi’ne geliyor. Ailenin kimi Mudanya’ya, kimi Gemlik’e yerleşiyorlar.
Gemlik’te zeytinlik ve ev veriyorlar. Babamın mesleği hem marangoz hem de inşaatçı. Marangoz Selami Atar ile birlikte çok iş yapmışlar. Balıkpazarı Camii’nin köşesinde börekçi var; orası marangozdu, inşaatların kapı ve pencerelerini yaparlardı. Sonra bir apartmanı da temelden alıp yapıyorlar.
Babam Hasan Sivlin, boyu uzundu o nedenle ‘sivri’ derlerdi. Beni de Sivri Hasan’ın oğlu diye bilirlerdi. Hükümet yanınca soyadımızı Sivlin olarak yazmışlar.
Annem Sıdıka. Annemin babası Parga’da yaşarken aileler yakın oturuyorlarmış. Buraya gelince birbirlerini arayıp bulmuşlar. Annem Gemlik’e Mudanya’dan gelin geliyor. Yaşı o zamanlar çok küçükmüş, tahmini 12-13 olabilir. Çok uysal biriydi. İlkokuldan sonra okumamış. Babam ve annem sayesinde Rumca anlıyorum ama konuşamıyorum.
Biz 5 kardeşiz. Ablam 1941, ben 1943, öğretmen olan kardeşim Şevket 1946 doğumluyuz. En küçük kardeşimiz Faika Yüksel
Ben Gemlik’te doğdum. Bir zamanlar Ziraat Bankası’nda Kamil Darı vardı, namı diğer Gazelhan Kamil, onun sayesinde eczanede çalışmaya başladım. Hem okudum hem de eczanede çalıştım. Askerden sonra da 2 yıl çalıştıktan sonra memuriyete geçtim.
Beş yıl Ahmet Ceylan’ın yanında eczanede çalışıyordum, çocukken de oraya giderdim. Hanımı Mualla abla ile gayet iyi anlaşırdık. Beni çok severlerdi çocukları Lale ve Fatih. Alaaddin Ceylan kardeşiydi, beraber çalışıyorduk. Kız kardeşi Aliye.
Eşim Emine ile 1965 yılında evlendik. Bir gün babamla evden inerken önümüzde yürüyen bir kız gördüm. Karpuzcu İsa amcanın evine gidiyordu. “Nizamettin’in kızı” dedi babam. Saadet Çakıcı’ya söyledik. “Ben arayı yaparım” dedi ama babam “Komşu kızı ayıp olur” diyerek, önceleri istemedi.
Ben evlendiğimde Ahmet Ceylan’ın evinin yanında oturdum. Bizi yanındaki apartmana aldı. Oğlu Fatih Ceylan benden bir söz istedi; “Eğer oğlun olursa ismini Cem koyar mısın?” dedi. Ben de onu kırmadım, oğlumun adını Cem koydum. Fatih Ceylan büyükelçi oldu.
Eczanenin yanında Salih Oymak isminde bir doktor vardı. Askeriyeden ayrılma doktordu.
Yardımseverler Derneğimiz vardı. Gemlik’in ilk derneği… Bir yardım yemeğine Serpil Örümcer’i getirdik. Davetiye satardık. Kapıda ben durur, kontrol ederdim. Derneğe Mustafa Karbay, Ahmet Ceylan, Aziz Ataoğuz, ben yardımcı olurduk. Etkinlikler, geceler düzenlenirdi.
Ahmet Bey’in yanından ayrılınca, Yeni Mahalle’ye baba evine taşındım. Eski ismi Orhaniye Mahallesi, Dağ Sokak. Hep Parga’dan gelen kişiler otururdu, Türkçe’yi az bilirler, Rumca ve Arnavutça konuşurlardı. En yakın mahalle komşularımız Kasap Dülo (hanımı Hüsniye). Dülo Balıkpazarı’nda kasaptı. Mehmet, İsmet, Ayten, Saadet Çakıcı, Süreyya Bayrak, Osman Acar (kapı komşumuz), hepsi iyi dostlarımızdı. Evimiz çok harap ve eskiydi. Evin önü ve arkası bahçeliydi. Ön tarafına yeni ev yaptık ve orada ikamet ettik. Arka bahçeye mübadelede gelen babamın teyzesine ev yapıp verdik. Topçular Caddesi’nde hiç ev yoktu. Gürcü köyleri Haydariye, Selimiye’den gelenler ev yaptılar. Oralar bomboştu.
Naci Özokur isminde bir doktor Sunğipek’e gelmişti. Emine ve İskender Başik’e ziyarete gitmiştim. Naci Bey, beni Sunğipek’e istedi. Muharrem Atasoy, Selçuk Ertür beni gördü. “Gel bizim postamız ol” dediler. Ben o şekilde fabrikaya girdim. Fakat çok uzun çalışmadım. Getir götür yaparken, posta müdürü beni gördü ve “Hangi okuldan mezun oldun?” diye sordu. PTT’de sınava girdim, kazandım ve orada işe başladım. PTT’nin yeri o zaman İstiklal Caddesi üzerindeydi (Arçelik bayisinin oralar). Ertan Doğru’nun dönerci dükkânının yeri, sonra 27 Mayıs’ın oraya postane oldu. Daha sonra parkın karşısına yeni bina yapıldı.
Benim tayinim Armutlu’ya çıktı. Naci Pehlivan da önce oraya tayin oldu. Nazmiye Angüneş Hanım da orada öğretmenlik yapıyordu.
Armutlu eski bir yerleşim yeri. Jandarma Karakolu, Osmanlı zamanında postane olarak yapılmış. Dağıtıcı olarak bir ben vardım. Bir oda vardı ve orada da bir ben kalıyordum. Bina çok eski ve haraptı.
Bir anımı anlatayım:
Benim dönemimde Milli İstihbarat Kampı yapılıyordu. Bir gün hiç tanımadığım bir vatandaş cip ile postanenin önünde durdu. Arabadan inen şahıs hızlı adımlarla merdivenleri çıktı. Santral 50 aboneydi, tek hat üzerinden çalışırdık ve Gemlik’i bulmak bile mümkün olmuyordu. Israrla, “Acele Ankara’ya yazar mısın?” dedi. O arada bana “Kahve içer misin?” diye sormaya gelen eşim, ona da nezaketle “Kahve içer misiniz?” diye sordu ve ikimize kahve yapıp getirdi. O kişi, benim ilgime, eşimin ikramına çok teşekkür ederek şifreli bir konuşma yaptı. “Bugün hava çok güzel. Sen benim için çok uğraştın. Gece 12’ye kadar otomatik telefon buraya bağlanacak” diyerek, arabaya bindi ve arabanın antenini kaldırarak hareket etti. Benim dönemimde başmüdürlük Balıkesir’de idi. Söylediklerini umursamadım, nasıl olacaktı?
Akşam saat 11 olunca Balıkesir, Orhangazi, Gemlik hatları döşendi ve bana otomatik telefon bağlandı. Gelenler “Bu kim?” diye soruyor. “Nasıl olur? Her taraf ayağa kalktı?” diyorlar. Sonra arabanın şoförünü tanıdım ona sordum. “O kişi Milli İstihbarat Başkanı Fuat Doğu” dedi. Telefon bağlandıktan bir ay sonra kendisi, eşi, kızı ve damadı doktormuşlar bize bir sepet içinde şeker ve lokum getirdiler. O zaman Askeri Kamp vardı. Gittik, bizi ağırladılar, evlerine davet ettiler. Bu da yetmedi; postanenin dış duvarları tahtadandı sıvattı, çatıyı yaptırdı, hatta bana iş teklifinde bulundu. Ben kabul etmedim. Epey sonra Lizbon Portekiz’e atandı. Arada bir kart atardı. Böyle bir anı yaşadım ve bir fincan kahvenin hatırını gördüm.
2 çocuğumuz var. Oğlum Cem 1966, kızım Aynur 1976 doğumlu. Cem, Bursa Erkek Lisesi’nde yatılı olarak okuyordu.
1979-80 senesinde Muhabere Memuru olarak Gemlik’e tayin oldum. 3 kişi vardiyalı olarak çalışıyorduk. Ömer Görücü, Selami İlter ve ben nöbetleşe kalıyorduk. Çok iyi bir müdürümüz vardı; Orhan Esensoy. Hanımı öğretmendi. Arkadaşlarla aramız çok iyiydi. Eğlenceyi, şarkı söylemeyi çok severlerdi; tepsi çalar, şarkılar söylerdik. Müdürümüzün Bursa’ya tayini çıktı, bizleri davet etti.
O zamanlar santral vardı. 3 devre halinde bayanlar çalışırdı. Biz aşağıda görevliydik. Bizim dönemimizde pul ve jeton vardı. Muhaberede teleks ile bankalardan gelen yazıları gönderirdik. Parkın köşesinde otomatik telefon mevcuttu ama santralla görüşme sağlanırdı. Posta arabaları gece gelir, Melahat Elpen evrakların başında dururdu. Dağıtıcı olarak postacılar vardı. PTT’den 25 sene, eczaneden 3 yıl; 28.5 yıl sigortalı olarak çalıştım. 1993 yılında emekli oldum.
Kayınbiraderim İzzettin Öztetik (Yavru İzzettin) pazarcılık yapıyordu. Onun yanına yardım için giderdim. Şimdi Perşembe-Cumartesi Pazarı’nda onunla pazara gidiyoruz. Pratik olduğum için pazarcılıkta zorlanmadım.
EMİNE SİVLİN
Babam Nizamettin Öztetik; Fıçıcı Nizamettin de derlerdi. İlk önce Muhtar Alemdar’ın sabunhanesinde çalışmış. Annem Bahriye Hanım Arnavut. İstanbul’da doğmuş. Sonra Kumla iç köye gelerek yerleşmişler. Süreyya Bayrak halamın torunu olur. Dedem Kumla’dan Gemlik’e taşınıyor, semercilik yapıyor. Babaannem ölünce başkası ile evleniyor. İkinci eşi mevlit okurdu.
Deniz sahilinde Halidun Hızal’ın yan evi dedemin. Refik, Alirıza, babam, Cevriye hala, Ahmet amcam dedemin ilk eşten çocukları. Babam 1922 doğumlu. Çok iyi insandı. Gezmeyi severdi. Fıçıcılıktan sonra bakkal dükkânı işletti. Şehit Cemal Okulu’nun ara sokağında merdivenler var; ilk bakkalı oradaydı. Daha sonra aynı mahallede daha büyük bir dükkâna taşındı. Oradan Beyaz Martı Sitesi’nin altına taşındı ve büyük market açtı.
Annem, Kosava Malgırıç doğumlu. 6 kardeşlerdi. Naile, Nadire (İsa’nın hanımı), annem, Recep dayı, Ahmet ve Samiye. Daha sonra ikinci eşten 3 kardeşi daha oluyor. Bir de erkek kardeşinin 3 çocuğuna bakıyor. Hepsi Gemlik’te. Fahri Yüzücü, Neriman, Keriman.
Refik amcam Aşçı Doğan’ın kız kardeşi ile evli. Sesi çok güzeldi. Radife Erten hocasıydı. Radyoda ses sanatçılığı da yaptı.
Ben 1946 doğumluyum.
O zamanlar fakirlik vardı. Hep birlikte zeytin toplamaya giderdik. Pipo Esref’in yerini aldık. Oradan bir hayli gelir elde ettik. Mütemadiyen üstünden zeytin alır, bakardık. Küfeleri sırtında eşim taşırdı.
Biz dört kardeştik. Bir kardeşim Aynur, 19 yaşında yeni evlendiğinde öldü. Abim de vefat etti. Yaşayan iki kardeş kaldık.
Umurbey PTT Şubesi.
Umurbey, Kumla, Armutlu, Kurşunlu şubeydi. Her birimizi bir yere gönderdiler. Doygu Koni Umurbey’e gitti, sonra Mal Müdürü oldu. Besim Uzunoğlu Kumla’da, Duygu Umurbey’de kaldı. Celal Bayar’ın ölüm yıldönümünde gazeteciler Gemlik’e geldi ve ben gönderdim. Postane Celal Bayar’ın kabrinin olduğu yerdeydi.
CEM SİVLİN
1966 Bursa doğumluyum. 3 yaşımda babamın görevi nedeni ile Armutlu’ya gittim. İlkokulu orada okudum. O yıllarda elektrik bile yoktu. İlk taşınmamız geceydi. Postanenin önüne oturmuş eşya taşıyanları seyrediyordum. Armutlu’da çocukluğum çok güzel geçti. Köy hayatını çok seviyordum. Evimiz girişteki ilk ev olduğu için, zeytinden, balıktan, yalıdan, denizden gelenler önümüzden geçerken babama seslenir “Postacı sepeti indir” der, çeşit çeşit ürünleri babamın sepetine doldurur, ücret almazlardı. Denizi, insanları ile Armutlu çok güzeldi. 12 sene kaldık. Oranın bütün güzelliğini yaşadık.
İhlas Tatil Köyü Bozburun’a geldi. Sonrasında orası değişti.
Hafta sonları salı ve cuma günleri İstanbul’dan gemi gelir, açığa yanaşırdı. Ya Mudanya’daki akrabalara ya da Gemlik’e giderdik. Gemlik’ten, Mudanya’dan gemiye eski sandıklarla küfelerle incir ve üzüm yüklenirdi.
İlkokul 3. sınıfta Nazmiye Angüneş öğretmenimdi. Ortaokulu Bursa Erkek Lisesi’nde yatılı olarak okudum. Yatakhane de Gemlikli arkadaşlarla beraberdik. Rahmetli Raif Güney, Kaan Dimili, Ümit Tekin, Ali Karakurt hem yatakhane, hem sınıf arkadaşımdı.
Babamın tayini çıkınca liseyi Gemlik Lisesi’nde okudum. 1983 yılında liseden mezun olup aynı sene üniversiteye gittim. Dicle Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde okudum. Okul bitince Enka Amonyak Tesisleri’nde çalışmaya başladım. Enka Rusya’da iş almıştı. İşin bitmesine 1,5 sene vardı. Şantiye şefimiz “Askere git, gel” dedi. Dilekçe verip askere gittim. Adıyaman İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda askerliğimi yaptım. Güneş Harekât Bölgesi’nde olduğum için 1 ay erken terhis vardı. İzin de kullanmadım ve 89’un yılbaşı gecesi eve döndüm. Ertesi gün şantiye şefi ile iskelede karşılaştık, “Bavulunu hazırla, yarın uçuyoruz” dediyse de annem göndermedi.
Birkaç ay geçtikten sonra ‘Topograf’ olan bir arkadaşımla karşılaştım. Onun sayesinde Koç Holding Garanti Koza İnşaat Tofaş şantiyesine girdim. İnşaatı seçmemde babamın babası dedemin rolü olmuştur. Küçükken beni yanına alır, inşaatlara götürür, ona yardım ederdim. Manastır’da Saklı Bahçe’nin olduğu İngiliz Tevfik’in evini dedem yapmıştır. İnşaatçılığı bıraktıktan sonra bir süre manav dükkânı açıp işlettim. Akrabalarımın daveti üzerine Mudanya’ya gittim. Tekrar geri döndükten sonra eski Kapalı Çarşı’da gece güvenlik görevlisi olarak çalıştım.
Daha sonra Gemport’a girdim ve 14 sene çalıştıktan sonra oradan emekli oldum. Emekli olduktan sonra “Gemlik için ne yapabilirim?” diye düşündüm. Evde hobi olarak su kabağından lambalar, ahşap süs objeleri yapmaya başladım. Daha sonra pek ticari olmasa da bunların internet üzerinden satışını ve magnet de yapmaya çalıştım. Gemlik, Umurbey’in görsellerini ilk olarak Gemlik Festivali’nde sergiledim. Benden başka yapan yoktu.
Lisede okurken, eski zeytin halinde 6-7 tane gayrı federe futbol takımları vardı. Zeytin Hali’nin üst katında hepsinin odası vardı, kupaları bulunurdu. Turnuva düzenlenir, bütün takımlar katılırdı.
Umurbey’de zeytin kupası düzenlenirdi. O zamanlar mahalle çocukları kendi aramızda takım kurduk. Formalarımız bile yoktu. Ayakkabıcı Fazıl amcadan sarı kumaş boyası aldık. Kırmızı naylon numaraları aldık. Mahalleye gelip kazanda fanilalarımızı boyayıp, numaraları da arkaya dikip kendimize forma yaptık. Ve katıldığımız ilk maçta centilmen takım olarak seçildik. Daha sonra Şafak Spor’a, oradan da Gemlik’in Real Madrid’i Kartal Spor’a geçtik. Kartal Spor’da oynarken Umur Spor’lu idareciler tarafından fark edilip Umur Spor’a geçtim. Üniversite yıllarında futbol devam etti. Fakülteler arası futbol turnuvasını Diyarbakır Şehir Stadı’nda oynardık. Son sene şampiyon olduk. O zaman maçları takip eden menajerler beni beğenip çoğu kulübe tavsiye etti. Okula gelip transfer teklifinde bulundular ama ben Bursa takımlarında oynamak istediğimden hiç birini kabul etmedim. Zaten mesleğe atıldım. 2002 yılında Selma Hanım’la evlendim. 2004 yılında kızım Yaren dünyaya geldi. Şimdi üniversiteye hazırlanıyor.
Selma Hanım çanta ve bez bebek yapıyor ve Instagram sayfasında siparişle satıyor.
Aile 12 sene önce Umurbey’e taşınmış. Umurbey’i çok sevmişler ve burada çok güzel bir ev yapmışlar, Ataerkil bir aile. Anne ve babaları ile yaşıyorlar. Yazı Sınırtaş Sitesi’nde, kışı Umurbey’de geçiriyorlar.
Benim için saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım çok güzel bir gündü. Samimi, sıcak bir şekilde karşıladılar ve ağırladılar. Teşekkür ediyorum. Mutlulukları daim olsun.
(Anılara Yolculuk/15 Ekim 2021 – Reyhan Çorum)
-
699 Yılın Ruhu İle BURSA!
-
Milyonların Gözü Temmuz Ayında!
-
Soruşturmaya Adnan Oktar İddiası
-
2 yaşındaki bebeğe yapılanlar kan dondurdu
-
Ümit Özdağ hakkında iddianame hazırlandı
-
650 kişiyi zehirleyen dönerciden skandal görüntüler