BATUM OTEL ve LOKANTASI
İSTİKLAL CADDESİ’DE TARİHİN İZLERİ
Gemlik’in köprübaşı Caddesi
BATUM OTEL ve LOKANTASI
Anılarda Yaşarken Gemlik Facebook grubumuzun kapağında çok eski bir Gemlik fotoğrafı var. Bu yazımızda fotoğrafta görülen Batum Oteli ve sahiplerine yer vermek istedim.
Her gün üstüne basarak geçtiğimiz tarihi köprü, köşedeki Göçmen Börekçisi’nin olduğu ve hatta üst katta Yeni Gemlik Gazetesi’nin de ofisinin olduğu han, bir zamanlar Gemlik’in en ünlü oteliydi.
Kitaplarıma yer verdiğim bir konuyu paylaşmak istiyorum bu sayımızda.
Bakalım kimler “Anılarda Yaşarken Gemlik”e neler anlatmış, neler yazmışlar?

Gemlik işgal döneminde Yunan kraliyet askerlerinin kaldığı, karargâh olarak kullandığı bina.
Eski Batum oteli köprü görülmekte. Yazının çevirisi-HMS Marlborough (meşhur İngiliz zırhlı gemisi) kraliyet denizcileri bölüğü baş karargâhı Gemlik.
Alev Yanar: Ben burayı çok iyi biliyorum. Soldaki bina Batum Oteli, Tahsin Batum’un, işletmecisi Zeki Ecer. Soldan devam ederseniz; 3 veya 5. dükkânın (şimdi Furkan Optik) üstündeki yer benim doğduğum ev. Karşıda eski durumunu aynen muhafaza eden Berber Güngör’ün dükkânı (babası rahmetli oldu). O dükkânın bitişiği Benzinci Osman Dudak (rahmetli). Önünde duran milli kasa (ahşap) otobüs. Kapısındaki kişiyi rahmetli Gürleli Mehmet amcama benzettim. Yerler parke taşı döşeli. Bizim dükkâna dönüyorum, önünde oturan dedem Demir, Ali Uzunlar dünkü gibi çok net gözüküyor.
Benzinci Osman Dudak, kendisi Laz kökenli. Belinden tabancası hiç eksik olmazdı. Benzin pompasını vak vak 5 litrelik, sağ sol yaparak kullanılırdı. Benzin Sconi Wakum marka idi, 220 litrelik kuşaklı varilde idi. Yanında Şekerci İsmail Pekşeker, çok güzel helva dökerdi mermere, ariel motoru vardı. Yan dükkânda Sami Beceren yağ satardı.
Halil İbrahim Ünal: Soldaki fotoğraf Batum Oteli kahvehanesinin İstiklâl Caddesi’ne bakan yüzü. Sağ taraf ise Gürle Han’ın önü. Bursa’ya gidecek olan sıraya girmiş otobüsler. Bu otobüsler ile eski yoldan “Şoseden” gittiğimizi Demirtaş’tan geçip Heykel’e çıkan caddede lâmbalardan sola dönüp az ilerde sağda İpek Han’a ulaştığımızı hatırlarım. Gemlik’e dönüş de oradan olurdu. Otobüsler önden kolla çalıştırılırdı.
Burası çocukluğumda günün tamamına yakınını geçirdiğim yer. Zira evimiz bir arka sokak olan Han Arkası Sokak’ta Mutmanlar’ın yağhanesinin yanındaki bahçeli ev idi. Karşımızda da Hükümet Konağı var idi.
Şimdi börekçinin olduğu yer kıraathane idi. Sıralı dükkanlardan başta Av. Cemil Ali Avarkan’ın bürosu, bitişiği Terzi Çakır, Terzi Haldun abinin terzi dükkânı, yanında Av. Abdullah Erdoğan’ın bürosu, bitişiği Av. Halil Seymen’in bürosu, bitişiği Av. Mehmet Nalbantoğlu’nun bürosu, bitişiği Terzi Lütfü Beytekin, bitişiği Çorapçı Hafız’ın, Kemal’in çorapçı dükkânı idi. Burada oyuklara yumurta bırakmaya gelen sazanları ellerimizle tutardık.
Tuğal Kösemen: Halil İbrahim Ünallar’ın evinin (1950 ile 1960 arasında) yanında dereye doğru son evde, benim ortaokul sınıf arkadaşım olan Yücel adında (Halil İbrahim Ünal’ın abisi) bir arkadaşım vardı. Biz ona Japon Yücel derdik. Yüz hatları Japon’a benzerdi. Yanılmıyorsam babası da küfeciydi. O sıradaki son bahçeli ev onlarındı.
Sokakta güneye doğru, onların evine bitişik bir evde iki erkek kardeş olan (isimlerini hatırlayamıyorum) birileri otururdu. O evlerin arkaları hep bahçeliydi. O sırada Ziraat Bankası yanındaki sokağın (Orası dört yoldu) son evde köşe başında amcam Mehmet Kösemen otururdu. Oğlu Atilla Kösemen vardı. Ben çocukluğumda o sokakta arkadaşlarla top oynardım. Bir köşede Osman Çiller’in evi, bir köşede de amcamın oturduğu ev vardı.
Kadri Güler: Bu kareler aslında bir dönemi anlatıyor. Ekonominin nabzı buralarda atıyordu.
Yanar ailesinin bakkal dükkânı, rahmetli Ahmet Güllü amcanın nalbur dükkânı, 70’li yılların başında Sinan Akman’ın camcı dükkânı, Ahmet ağabeyin zeytinci dükkânı, Ali Osman Kemah’ın bakkaliye toptancı dükkânı buradaydı.
Karşıda Gürle Hanı, Benzinci Sami Becerenler, Sevim Şekerleme, bir zamanlar, 1973’lerde İbrahim ve Necati Aydınlar’ın işyeri, Akbank’ın yan tarafında Ahmet Çakmak’ın babasının kahvehanesi, Mutman kardeşlerin işyeri ve kuyumcu dükkânı, köşede Sami ağabeyi ile Semih Aşkın’ın naylon imalathanesini anımsıyorum.
İsmail Toplu: Görülen bu köprünün altında çok leftit bıyıklı sazan balığı tuttum. Hatta bir de acı olayım oldu. Otelin köprü ile birleştiği yerdeki kahvenin yanından yine balık tutmak için dereye atladım. Dereye atılmış bir şişe dibi varmış, tam da sağ bacak tabanımın üstüne geldi. Kan revan acı ile beni yukarı çektiler. Hemen eczaneye götürdüler, pansuman sargı yaptılar. Hâlâ izi ayak tabanımda duruyor.
Canan Bölük: Bu derenin bir kolu şimdi balıkçıların olduğu yerdeydi. Orada da kemerli köprü vardı. PTT’de çalışan Nadide abla orada otururdu. Onların eve girerken kalaycıların, semercilerin olduğunu anımsıyorum.

1949 yılında Gemlik ve civar köylerde büyük bir sel felaketi oldu. Bu fotoğrafta en sondaki bina yine Batum Oteli
Halil İbrahim Ünal: Sene 1949. Karşı köşede Batum Otel. Derenin öte başında, bu yakanın başında Şarapçı Ali Bey’in dükkanı, yanında Aşçı Mustafa’nın lokantası, sırasıyla Mehmet Gürbüz ve Ahmet Çeterez’in bakkal dükkanları, Aşçı Rasim’in lokantası, han girişinden sonra toptan bakkaliye Tangünler. Önde görülen köşe İbrahim Sabitoğlu’nun bakkal dükkânı.
Gemlik’teki hanlar; Yeşil Bursa Hanı şu anda Peynirci Baba’nın olduğu yerde, Gürle Han şimdiki yerinde, Kerim Bey’in hanı Pak Otel’in olduğu yerde idi. Şimdiki Akbank’ın karşısına gelen yerde de Osman Fevzi’nin hanı var idi.

Böyle önemli tarihi ve güzel binanın yıkılıp aslına uygun yapılmamış olması büyük talihsizlik.
Tarihi köprünün ise hala bakıldığında ayakları gözüküyor.
DERE Mİ?
Onu hiç sormayın. O çeşit çeşit balıkların olduğu, insanların yüzdüğü, balık tuttuğu derede fareler yüzüyor. Rengi ve kokusu ile her gün şikâyet konusu. Yıllar önceki gazete haberlerine baktığımızda bu sorun hep var.
OTELİN SAHİBİ VE İŞLETMECİSİ
TAHSİN BATUM VE ZEKİ ACER
Tahsin Batum, Zeki Ecer’in dayısı. Otel, Tahsin Bey ile Zeki Ecer’in annesi Saniye Hanım’ın ortak malıydı. Sonra Tahsin Batum hissesini ablasına devrederek Bursa’ya gitti. Zeki Ecer’in eşi Ülker Hanım, eski Milli Eğitim Müdürü Ertuğrul Seyhan’in ablası. Bursa’da. Dere kenarındaki iki katlı ev (Sonra Ayhan Mutluerler oturdu) Tahsin Batum’un eviydi. Ziraat Bankası’nda çalışan merhum Cemil ve kardeşi Hüsnü Barutçuoğlu, Zeki Acer’in yeğenleri olur.

Bengi Çorum: Arkada oturanlardan ortadaki babam Celal Çorum, önde oturanlar solda dayım eski Belediye Başkanı Hüsamettin Öktem, sağda Batum Oteli’nin sahibi Tahsin Batum.
Ablam Sevgi Çorum 1937 doğumlu. Öğretmeni ve aile dostları Tahsin Batum (Batum Otel’in sahibi) eşi Mübeccel Hanımdı.
Hilmi Sancar: Biz dayı dediğimiz için oldukça yakın akrabaydık. İstiklal Caddesi’nde binalarımız yan yanaydı. Oğlu Mustafa yaşıyor. Çok kültürlü, otoriter ve yürekli biriydi.
Kozca’dan Günümüze Umurbey Köyü Kitabımdan…
ZEKİ ACER
Alev Yanar: Zeki Ecer otelin mesul müdürü idi. Körüklü çizme giyerdi, at merakı vardı. Zeki abimi hastaneye ben yetiştirmiştim. Mekânı cennet olsun.
ORHANİYE MAHALLESİ- HANE: 172
ECER
Müezzinoğlu Ali Faik (tohumcu)
Baba: Hasan Fehmi
Anne adı: Fatma
Doğum: 1305 Fevziye
Eşi Ümmügülsüm
Baba: Hüseyin
Anne adı: Fatma
Doğum: 1314
Kızı Fatma Nigar
Baba: Ali Faik
Anne adı: Ümmügülsüm
Doğum: 1331
Kızı Melahat
Baba: Ali Faik
Anne adı: Ümmügülsüm
Doğum: 1335
Mustafa Zeki
Baba: Faik Hüseyin
Anne adı: Ümmügülsüm
Doğum:1926
Mustafa Zeki eşi Ülker
Baba: Hüseyin Nuri
Anne adı: Fatma
Doğum: 1927
HALAM ÜLKER ECER VE EŞİ ZEKİ ECER
Aytül Seyhan’ın kaleminden…
(Ülker Ecer: 1.Eylül.1927 – 6.Nisan.2020) – (Zeki Ecer: 1926 – 1973)
Babam Ertuğrul Seyhan’ın ablası Ülker, babası (dedem) Hüseyin Nuri Seyhan’ın hatıratında yazdığına göre; 1.Eylül.1927 tarihinde Gemlik/Umurbey Köyü’nde dünyaya geldi.
Umurbey köyünün Gemlik Ortaokulunu bitiren ilk kız öğrencilerindendi.

Düğünde kadınlar: Batum’dan Umurbey’e göçmüş Ecer ailesinin oğlu Zeki Ecer ile 15.Mayıs.1949 yılında evlenip Gemlik’teki aile evine gelin gitti. Bu evde kayınvalidesi Saniye Hanım, 2 görümcesi ve bir görümcesinin 2 oğluyla birlikte yaşadı.
Zeki Ecer, Batum Oteli’nin sahiplerindendi, kendisi işletiyordu. Dere kenarındaki otelin girişinde, solda bir ofisi vardı, gelen-gideni hiç eksik olmazdı.
Halam, babam Ertuğrul Seyhan’la annem Bilgin Girgin’in (Seyhan) evlenmelerinde başrolü oynamıştı. Babamın 28 yaşına geldiği halde (ki o dönem için epey ileri bir yaş) evlenmeye pek niyeti yokmuş. Kendisine gösterilen kızların hiçbiri ile ilgilenmemiş. Halam ise Gemlik’teki evlerinin önünden annesiyle birlikte, yakındaki tuhafiyeci dükkanına giden annemi pencereden hep görür ve çok beğenirmiş. Babama “Bu son. Söz veriyorum sana başka kız söylemeyeceğim ama hatırım için bu kızı gör” diye ısrar etmiş. Sonuç; annemle babam 40 gün içinde büyük bir aşkla evlenmişler.
Kendilerinin hiç çocuğu olmadı. O yüzden babamın ilk çocuğu olan ben, onların hayatında çok özel bir yere sahip oldum. Her yaz tatilinin bir bölümünü halam ve Zeki amcamla geçirirdim. Normalde “enişte” demem gerekirken, bu kelimenin uzaklık ifade ettiğini, o yüzden kendisine daha yakın geldiği için “amca” dememi istemişti.
O ev çocukluk hatıralarımda önemli bir yer tutmuştur. (Adresi tam bilmiyorum. Dr. Seyfi Arkan’ın evinin 2 yanı) Ön cephesi ana yola, arka cephesi ise Gemlik Körfezi’nde iskeleye bakan dar cepheli, toplam 4 katlı bir binaydı. 2 kanatlı masif ahşap bir kapı ile eve girilirdi. (Bu kapının önünde Zeki amcamın pazar alışverişlerini getiren, sırtlarında küfeleriyle gelen hamalları çok iyi hatırlıyorum)
Kapının sol tarafında caddeyi net bir şekilde gören pencere ve önünde bir sedir vardı. Halam işlerini bitirdikten sonra el işini alır, birlikte sedire oturur, caddeden gelen geçenleri seyrederdik. Bana da kanaviçe yapmayı öğretmişti. Ben de ilk olarak orada bir seccade işlemiştim. Hala bende durur.
Hatıramda kalan net bir ayrıntı; bu sedirin üzerine yatırılan Zeki amcamın naaşı. Beyaz kefenli ve üzerinde bıçak vardı. Ben üst kattan merdivenden inerken tam karşımda görmüştüm. Hayatımda gördüğüm ilk cenazedir. Tabii büyükler alel acele beni yukarı göndermişlerdi. Allah rahmet eylesin, nurlarda yatsın. Kabri Umurbey Mezarlığı’nda.
Sedirin karşısında üst katlara çıkan tek kollu ahşap bir merdiven, altından alt kattaki mutfağa inen dökme mozaik bir merdiven vardı. Mutfak büyüktü. Zemini taşlık gibi karo mozaik döşeliydi. Dökme mozaik tezgahı ve büyük bir ocağı vardı. Denize bakan pencereleri olan aydınlık bir yerdi. Ayrıca yemek masası da buradaydı. Halamı o mutfakta harıl harıl yemek yaparken hatırlarım hep. Kolay değil, 7 kişilik ev nüfusuna her gün 3 öğün yemek hazırlardı.
Sokak kapısının tam karşısında ise evin günlük oturma salonu vardı. Salon kapısının solunda bir kuzine soba, 2 uzun kenarda divanlar ve denizi gören pencereler vardı. Büyük divanın deniz manzarasına yakın köşesi, halamın kayınvalidesi Saniye Hanım’ın yeriydi. Hep bağdaş kurarak otururdu. O divanlar geceleri yatak olurdu.
Üst kata çıktığımızda, merdiven bir koridora çıkar, koridorun deniz tarafında halam ve Zeki amcamın yatak odaları, cadde tarafında ise misafir odaları vardı. Bu 2 odanın tam ortasında ise kurnalı bir banyo vardı. Yatak odalarının çok güzel deniz manzaralı bir balkonu vardı.
Buradan bir üst kata çıktığımızda ise büyük bir salon şeklinde tavan arası vardı. Döşenmişti ama pek kullanılmazdı. Evin bütün oda ve salonlarının zemini rabıta kaplıydı (döşeme tahtası). Halam onları tahta fırçasıyla temizlerdi. Ne zor günlermiş.
Çocukluğumdan hiç unutmadığım bir anı daha; Zeki amcamın bir motoru vardı. Biz geldiğimizde hep birlikte bizi alır, Manastır’a sahile götürürdü. Orada piknik yapar, denize girerdik. O da rakısını yudumlayarak büyük bir keyifle bizi izlerdi.
Mayıs 2023’te, bir Gemlik gezisi sırasında halamın evinin önünden geçerken, kapının açık olduğunu ve içeride tadilat olduğunu fark ettim. Ev satılmış ve yeni alan kişiler orayı bir emlak ofisine dönüştürmek için tadilat yapıyorlarmış. Heyecanlandım, izin alıp içeri girdim. Giriş holündeki taşlık (sofa) zemini karo mozaik olarak orijinal halinde duruyordu. Üzerine parke kaplayacaklarmış. Rica ettim, “Bunları sildirin, yepyeni olur. Bu haliyle kullanın” dedim ama bilemiyorum ne oldu.
Ayrıca üst katlara çıkan ahşap merdiven ve trabzanları da aynı şekilde duruyordu. Yalnızca alt kattaki mutfağa inen merdiven kapatılmış, deniz tarafına cephesi olduğu için, oradan girişli bir dükkân haline dönüştürülmüş.
Evin yeni sahibi sağ olsun, benim heyecanıma ortak oldu. Evin eski sahipleri olan halam ve Zeki amcamın varsa fotoğraflarını istedi. Ben de gönderdim. Buradan Erdinç Çatak’a tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.
1973’te Zeki amcamın vefatından bir süre sonra halam Demirsubaşı Mahallesi’nde Umurbey manzaralı bir ev aldı ve oraya taşındı. 1989’da Umurbey’deki anne-baba evi, Celal Bayar Anıt Mezarı için istimlak edilince, annesi (babaannem) Fatma Seyhan’ı yanına aldı. Anne-kız yaklaşık 11 sene, babaannem 2000’de vefat edene kadar birlikte yaşadılar.
Halam o eve taşındığında ben artık çocuk değildim. Hiç unutmam; ben 19 yaşında, üniversite 2. sınıfa geçtiğim yaz sarılık oldum. Hem de bulaşıcı cinsinden…
Evde annem-babam, benden 2.5 yaş küçük kız kardeşim Aygül ve 4 yaşında erkek kardeşim Serkan var.
Halam hiç tereddüt etmeden beni evine aldı, 20 gün bana baktı. Meşhur ve çok sevdiğim muhallebisinden sık sık pişirdi. İyileştikten sonra, sağlıkla evime ve okuluma döndüm.
Halam 93 yaşına kadar yaşadı ancak son 3 yılını Alzheimer olarak geçirdi. Kendisini ziyarete gidip, kendimi “Hala, ben Aytül” diye tanıttığım zaman, beni köyden bir arkadaşı sanıyor ve “Bak seni ne kadar çok seviyormuşum ki, senin adını çok sevdiğim yeğenime vermişim” diyordu. Eskiden bana, “Kendi çocuğum olsa ancak bu kadar severdim” derdi.
Vefat ettiğinde Covid zamanıydı, cenazelere çok az kişi katılabiliyordu. Bursa’dan Umurbey Mezarlığı’na, bir tevafuk olarak, ilkokuldan sınıf arkadaşı Sinemacı Halit’in cenazesi ile birlikte gitti. Onun yakınlarıyla birlikte birbirimizin cenazesine cemaat olduk.
Kardeşlerine çok düşkündü, hep “Allah bana sizin acılarınızı göstermesin” derdi. Babam Ertuğrul Seyhan ve amcam Alparslan Seyhan, ikisi de 2018 yılında vefat etti. Maalesef veya ne mutlu ki, hiç bilmeden kendi de Hakk’ın rahmetine kavuştu. Şimdi Umurbey Mezarlığı’nda, 2 kardeşi yanında, annesinin koynunda yatıyor. Nurlarda yatsın. Mekânı cennet olsun inşallah!
Aytül Seyhan Dursunoğlu / 2023 – Bursa
-
Şara ve Putin Bir Araya Geldi
-
Uzmanlardan Gümüş Tahmini
-
Çete Liderlerinin Karanlık Planı Ortaya Çıktı
-
Trump’tan İran’a Büyük Tehdit
-
Aziz İhsan Aktaş davasında başkanlar savunma yaptı
-
Araç Başında Gözyaşları




















