YEREL YÖNETİMLERDE KURUMSAL KÜLTÜR
Yerel yönetimler, vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ekonomik, sosyal, kültürel zenginliğe ve refaha ilişkin yerel hizmetleri kendi sorumluluğu doğrultusunda kamu hizmetlerinin halka ulaşmasını sağlamaktan sorumludur. Aynı zamanda yönetim anlayışında saydamlığı, şeffaflığı, hesap verilebilirliği, çoğulcu ve katılımcı demokrasi ilkelerini hayata geçiren, kamu tüzel kişiliğine sahip, özerk ve demokratik kuruluşlardır. Günümüz dünyasında değişim ve dönüşüm çok hızlı yaşanmakta, bu değişim toplumsal beklentileri ve çeşitliliği yükseltmektedir. Hizmetlerin sürekliliği kadar hızlı yerine getirilebilmesi de önemlidir. Bu hizmetlerin etkin, verimli ve sürdürülebilir olabilmesi için iyi bir yönetişim kültürüne ihtiyaç vardır. Yerel yönetimlerde sağlam bir kurumsal kültür, toplumun tüm kesimlerine eşitlikçi ve sürdürülebilir hizmetlerin sunulması için de gereklidir.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda yerel yönetim birimlerinin, yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunların kurdukları birlik ve idareyi kapsadığı hüküm altına alınmıştır. Anayasada yerel yönetim birimi olarak tanımlanan köylere, kamu mali yönetim sistemimizde yerel yönetim birimleri arasında yer verilmemiştir. İl özel idareleri, başında merkezi yönetimin temsilcisi olan valinin bulunduğu, karar organında hem merkezi yönetimin ve hem de yerel yönetimin temsilcilerin yer aldığı ve bulunduğu il veya ilçe sınırları içinde faaliyet gösteren yerel yönetim birimleridir. Belediyeler, belediye başkanının ve karar organlarının halk tarafından seçildiği yerel yönetim birimleridir.
Seçimle yönetime gelenlerin ilk beyanatları, “Devlette devamlılık vardır, liyakatli ve adil olacağız, israfı önleyeceğiz ve aldığımız projelerin hepsini yapacağız” olur. Ne var ki, koltuğa oturunca sözler unutuluyor. Yönetim değiştiği zaman ciddi bir kadro değişikliğine gidiliyor. Bu durum aynı zamanda haksızlığı ve israfı da beraberinde getiriyor. İşçiyi çıkartıyor, memuru ve müdürleri atamadığı için yeni gereksiz müdürlükler tahsis ediyor. Her yeni müdürlük ise kuruma yeni külfet oluyor. Belediyelerin bütçelerinin büyük çoğunluğu personel giderlerine gidiyor. Böyle olunca yatırımlara kaynak yetersiz kalıyor. Atanan yöneticiler kamunun işlerini yürütürken, şahsi egolarını ve nefislerini bir tarafa bırakıp olayı kişiselleştirmeden vatandaşa adil bir şekilde hizmet etmeleri gerekiyor. Devlette devamlılık, projelerin devamı ve kadronun korunmasıyla olur. Gereksiz israflardan kaçınmakla olur. Kurumsal kültürle, iyi bir yönetişimle olur.
Kamu yönetimlerinin eskiden olduğu gibi tepeden inmeci, vatandaş istek ve beklentilerine duyarsız, aşırı bürokratik ve merkeziyetçi, kapalı ve sorgulanamayan yöntemlerle hareket eden, performansı çok fazla dikkate almayan yapılar olarak varlıklarını sürdüremeyecekleri gerçeğinden hareketle, birçok ülkede verimlilik konferansları yapılıyor ve çalıştaylar düzenleniyor. Ülkemizde özellikle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve takip eden mevzuat düzenlemelerinde “katılımcılık”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” anlayışına kuvvetli bir vurgu yapıldığını görmekteyiz.
Kurum Kültürü Nedir?
Toplumlar gibi kurumların da amaçları, iş yaşamına bakış açıları, değerleri, ilkeleri, yani kendilerine özgü nitelikleri vardır. Toplumsal hayatın geleneklerinden ve tecrübelerinden oluşur. Bir işletmenin tüm çalışanları tarafından paylaşılan inanç, anlayış ve kurallar bütünü kurum kültürünü oluşturur. Kurum kültürü; kurumun tarihi, değerleri, inançları, misyonu, vizyonu, sembolleri, resmi olmayan örgüt yapısı, kuruluşu ve kurucuları, önde gelen kahramanları, kurumla ilgili adet ve gelenekler, yazılı eserler, günler ve törenler ile kurumdaki davranış kuralları gibi unsurlardan oluşur.
Günümüzde kamu hizmetleri devletin vatandaşa sunduğu bir lütuf olarak kabul görmemektedir. Hizmet alanlarının çeşitliliği ve vatandaşın doğrudan yaşam alanıyla ilgili olması nedeniyle de belediyelerin bundan en fazla etkilenen kurumlar olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Birlikte yönetmek anlamına gelen yönetişim kavramı ilk kez 1989 yılında Dünya Bankasınca yayımlanan bir raporda kullanılmış, bu raporda yönetişimin, devletin politikalarını belirlerken ve uygularken vatandaşların da bu sürece dahil olmasını sağlayacak bir kurumsal düzenleme olduğuna özellikle vurgu yapılmıştır. Bu anlamıyla yönetişim kavramı; vatandaşların pasif bir algıyla devlet tarafından yönetildiği bir ilişkiden, karşılıklı etkileşimlerin öne çıktığı bir ilişkiler bütününe doğru dönüşümü ifade etmektedir.
Yönetişim ve kurumsal kültür, 5018 sayılı kanunla birlikte karşımıza çıkmıştır. Kanunun “iç kontrol sisteminin” içinde yer alan; etik değerler ve dürüstlük, misyon, organizasyon yapısı ve görevler, personelin yeterliliği ve performansı, yetki devri, planlama ve programlama, risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi, kontrol stratejileri ve yöntemleri, prosedürlerin belirlenmesi ve belgelendirilmesi, görevler ayrılığı, hiyerarşik kontroller, faaliyetlerin sürekliliği, bilgi sistemleri kontrolleri, bilgi ve iletişim, raporlama, kayıt ve dosyalama, hata, usulsüzlük ve yolsuzlukların bildirilmesi vs. her biri belli standartlara bağlanmıştır. Kurumsallaşmanın olmadığı bir yerde de sürdürülebilir bir başarıdan söz etmek mümkün değildir.
Kurumsallaşmayı sağlayarak uzun vadede başarıya ulaşmanın gereklerinden birisi temel değerleri belirlemektir. Temel değerler, karar alıcıların belediyeyi yönetirken bağlı kalacakları inançları ve çalışma felsefesini yansıtır. Kurumsallaşmanın dinamik bir yönünün olduğu da bilinmelidir. Çünkü zaman içinde kurumların tabi oldukları mevzuat, organizasyon yapıları, hizmet alanları vs. değişebilmekte, buna bağlı olarak amaçlar, hedefler, iş süreçleri, riskler ve kurallar da değişebilmektedir.
Kamu yönetimi ve kamu mali yönetimi reformları çerçevesinde belediyelerde uygulanmakta olan stratejik yönetim süreci; belediyelerin orta ve uzun vadede odaklanmak istediği önceliklerin belirlenmesi, bütçe hazırlama ve uygulama sürecinde mali disiplinin sağlanması, kaynakların stratejik önceliklere göre dağıtılması ve etkin kullanılıp kullanılmadığının izlenmesi ile bunun üzerine kurulu bir hesap verme sorumluluğunun geliştirilmesine temel teşkil etmektedir. Belediyeler stratejik planı yalnızca belediye tüzel kişiliği içinde yer alan daire, müdürlük, şube gibi hizmet veya destek birimlerine yön veren bir belge değildir. Aynı zamanda belediyelere bağlı, ayrı bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz su ve kanalizasyon, ulaştırma ve benzeri hizmetleri yürüten bağlı idareler ve belediyelerin doğrudan ya da bağlı idareleri ve ortak oldukları şirketlerce sermayesinin yüzde 50’sinden fazlasına sahip olunan belediye şirketlerine stratejik bir çerçeve sunar. Stratejik planlamasını yapmayan kuruluşlar amaçlarını etkin bir şekilde belirleyemeyecek, amaçları için vizyon oluşturamayacak, yeni şartları değerlendiremeyecek, eldeki kaynakları etkin ve verimli kullanamayacaktır.
Yerel yönetimler de sermaye şirketleri gibi organik bir yapılanmadır. Yerel yönetimlerin temel amacı; mahalli müşterek sorunları çözmek, bu nitelikte faaliyetlerde bulunmak ve vatandaşların memnuniyetini artırmaktır. Belediyelerde verimlilik ve vatandaş memnuniyetini sağlamanın karşılığı sermaye şirketlerinde karlılıktır. Belediyelerin genel kurulu, belediye sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlardır. Vatandaşların seçtiği Başkan, belediyenin CEO’su; belediye meclisi bir nevi yönetim kurulu, belediye personeli de belediyenin çalışanlarıdır. Başarısız olan Başkanı (CEO) ve meclis üyelerini (yönetimi), vatandaşların zamanı gelince değiştirme hakları vardır.
-
Şara ve Putin Bir Araya Geldi
-
Uzmanlardan Gümüş Tahmini
-
Çete Liderlerinin Karanlık Planı Ortaya Çıktı
-
Trump’tan İran’a Büyük Tehdit
-
Aziz İhsan Aktaş davasında başkanlar savunma yaptı
-
Araç Başında Gözyaşları


