Yavuz Ağıralioğlu Bursa’dan seslendi: “Türkiye’nin ekonomi krizi değil, yönetim krizi var”
GazeteAbc/ Haber: Adiviye Elbaş Anahtar Parti Bursa İl Başkanlığında, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun katılımıyla basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan Ağıralioğlu, mevcut hükümetin ekonomi yönetimini eleştirerek ülkenin sahip olduğu kaynakların verimli kullanılmadığını ileri sürdü. Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik potansiyelin mevcut durumundan çok daha ileri bir noktaya taşınabileceğini belirten Ağıralioğlu, kamu kaynaklarının kullanımı, faiz ödemeleri, yolsuzluk, israf, üretim politikaları ve vatandaşların yaşam koşulları üzerinden hükümete eleştiriler yöneltti.
“Türkiye’nin ekonomi krizi yok, yönetim krizi var”
Türkiye’nin ekonomik sorunlarının temelinde yönetim anlayışının bulunduğunu savunan Ağıralioğlu, çiftçilerden emeklilere, esnaftan sanayicilere ve gazetecilere kadar toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sorunların dış kaynaklı engellerle açıklanamayacağını ifade etti. Ağıralioğlu, Türkiye’nin kaynaklarının kötü kullanıldığını, israfın ve faiz yükünün arttığını, yoksulluğun ise vatandaşların yaşamını zorlaştırdığını belirterek şöyle konuştu: “Bu kadar kaynakları berbat kullanılan bir memleket, bu kadar israfın, bu kadar faizin, bu kadar yolsuzluğun ve bu kadar yoksulluğun olduğu bir memleket hâline getirildi. Ödediklerimize ve heba ettiklerimize bakınca bu ülke, bulunduğu noktanın dört beş katı daha ileride olabilirdi.” Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu ve önemli imkânlara sahip bulunduğunu dile getiren Ağıralioğlu, sorunların çözümü için öncelikle yönetim anlayışının değişmesi gerektiğini savundu. Ağıralioğlu, “Türkiye’nin ekonomi krizi yok efendim. Yönetim krizi var. Türkiye’de ekonomi krizinin sebebi bir yönetim krizi. Türkiye’de siyasi kriz var. Yönetim krizine bağlı sorunlar var” ifadelerini kullandı. Çiftçilerin, emeklilerin, esnafın ve gazetecilerin yaşadığı sorunların ülkenin kapasitesinin yetersizliğinden kaynaklanmadığını öne süren Ağıralioğlu, mevcut yönetimin sorun çözme becerisini kaybettiğini iddia etti.
“Milletin bir kuruşunu bile kimseye bırakmayacağız”
Anahtar Parti’nin iktidara gelmesi durumunda kamu kaynaklarının korunacağını ve milletin parasının hesabının verileceğini söyleyen Ağıralioğlu, bu konuda vatandaşlara söz verdi. Ağıralioğlu, “Anahtar Parti, memleketi ayağa kaldıracak. Anahtar Parti kendisi büyük olduğu için değil, devleti ve milleti büyük olduğu için bu millet ayağa kalkacak” dedi. Milletin hakkını koruyacaklarını vurgulayan Ağıralioğlu, kamu kaynaklarının kullanımında hesap verebilirliğin temel ilke olacağını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kalbimde uğruna hizmet sözü verdiğim milletime, sizin vesilenizle namus sözü veriyorum. Bu memleket yürütülür, ayağa kaldırılır. Milletin olan bir kuruşu bile bir Allah’ın kulunda bırakırsak insan değiliz. Milletimize söz veriyoruz. Milletin hakkını, bir kuruşunu bile bırakmayacağız. Ama problem şu: Bir kuruşun da hesabını vereceğiz.” Türkiye’nin doğru yönetilmesi hâlinde çok daha büyük bir ekonomik kapasiteye ulaşabileceğini savunan Ağıralioğlu, devletin imkânlarının vatandaşların refahını artıracak şekilde kullanılmasının önemine işaret etti.
“İki yılda ekonomik istikrarı sağlayacağız”
Türkiye’nin ekonomik sorunlarının çözülebileceğini belirten Ağıralioğlu, Anahtar Parti’nin ekonomi politikalarıyla önce istikrarın sağlanmasını, ardından ülkenin sahip olduğu imkânların daha görünür hâle gelmesini hedeflediklerini ifade etti. Ekonomik istikrarın sağlanmasının beş yıl sürmeyeceğini savunan Ağıralioğlu, iki yıllık bir dönemde ekonomik istikrarın tesis edilebileceğini ileri sürdü. Ağıralioğlu, “Anahtar Parti, Türk milletinin ekonomik stabilizasyonunu birkaç sene içinde sağlayacak. Beş sene almaz. İki senede stabilizasyon sağlanır. Ondan sonra millet, memleketin ne kadar çok parası ve imkânı olduğunu, burada yaşamanın ve mutlu olmanın ne kadar kolay olduğunu görecek” diye konuştu. Türkiye’nin çözülemeyecek bir sorunu bulunmadığını dile getiren Ağıralioğlu, bunun için akla, bilime, plana, programa ve yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç olduğunu belirtti.
“Parti taassubu, yetişmiş insanların önünü kesiyor”
Siyasette liyakat ilkesinin önemine dikkat çeken Ağıralioğlu, Türkiye’nin farklı siyasi partilerinde ve siyaset dışında önemli birikime sahip insanların bulunduğunu söyledi. Kamu yönetiminde görevlendirmelerin siyasi aidiyet üzerinden değil, uzmanlık ve yeterlilik temelinde yapılması gerektiğini savunan Ağıralioğlu, şöyle konuştu: “Bu memlekette bilen var, yetişmiş insan var. Memleketin sorunlarını çözecek, siyasi doktorluk yapacak nice yetişmiş evlat var. Siyaset taassubuyla, parti taassubuyla hak ettikleri makamlara ve mevkilere gelemiyorlar, milletlerine şifa olamıyorlar.” AK Parti, MHP ve CHP içerisinde de önemli isimlerin bulunduğunu ifade eden Ağıralioğlu, siyasi partilerin dışında kalan yetişmiş insanların da ülkenin yönetimine katkı sunabileceğini belirtti. Ağıralioğlu, “Ben kendi partimiz büyük diye yürüyen biri değilim. Milletimiz büyük diye yürüyen biriyim” ifadelerini kullandı. Kamu kurumlarının uzmanlık alanlarına uygun kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğini söyleyen Ağıralioğlu, tarım alanındaki görevlendirmeler üzerinden eleştirilerde bulundu. “Hayatında süt ineği görmemiş adamı süt kurumunun başına oturtuyorsunuz ve böyle oluyor. Tarım Bakanımız ‘küsbe ekelim’ dedi. Ne konuşacağız yani?” diyen Ağıralioğlu, kamu yönetiminde liyakatin önemini vurguladı.
Tarım politikaları ve çiftçinin yaşadığı sorunlar
Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyelinin mevcut politikalar nedeniyle yeterince değerlendirilemediğini savunan Ağıralioğlu, buğday üretimi ve çiftçilerin ekonomik koşulları üzerinden hükümete eleştiriler yöneltti. Türkiye’nin tarihsel olarak buğday üretiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Ağıralioğlu, dışarıdan buğday alınmasını ve üreticilerin kendi topraklarında üretim yapmaktan uzaklaşmasını eleştirdi. Ağıralioğlu, “Biz bin yıldır bu topraklarda buğdayın babasıyız. Bu memlekette dışarıdan buğday almak, buğday üreticisini toprağa küstürmek değil midir?” dedi. Hollanda’nın yaklaşık 150 milyar dolarlık tarım ihracatı gerçekleştirdiğini belirten Ağıralioğlu, ülkenin coğrafi büyüklüğü üzerinden yapılan karşılaştırmaların tek başına açıklayıcı olmadığını söyledi. “Hollanda 150 milyar dolar tarım ihracatı yapıyor. ‘Hollanda bizim Konya kadar’ diyoruz. Peki, bizim çiftçimiz mi beceriksiz? Hükümetimiz beceriksiz. Devletimiz mi aciz? Devletimiz güçlü. Biz ekmeyi, dikmeyi bilemiyor muyuz? Ambarlarımızı dolduramıyor muyuz?” ifadelerini kullanan Ağıralioğlu, tarımsal üretimin desteklenmesi gerektiğini dile getirdi. Çiftçilerin üretim maliyetleri ve pazarlama sorunları nedeniyle zor durumda kaldığını savunan Ağıralioğlu, tarım politikalarının üreticiyi destekleyecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
“Emeklinin kaderi 23 bin lirayla yaşamak mı?”
Emeklilerin gelir düzeyine ve sanayicilerin yüksek faiz yüküne de değinen Ağıralioğlu, mevcut ekonomik koşulların toplumun farklı kesimlerini olumsuz etkilediğini söyledi. Emeklilerin yaşam şartlarını sorgulayan Ağıralioğlu, “Bizim emeklilerimizin kaderi midir 23 bin lirayla yaşamak? Bu mudur? Biz ancak Türkiye Cumhuriyeti’nde emekliye bu kadar mı verebiliriz?” diye konuştu. Sanayicilerin yüksek faiz oranlarıyla faaliyetlerini sürdürmek zorunda kalmasını da eleştiren Ağıralioğlu, Türkiye’nin yüksek faiz ve enflasyonla yaşamaya mahkûm olmadığını savundu. Ağıralioğlu, “Bizim sanayicimizin kaderi midir yüksek faizle yaşamak? Türkiye’de böyle mi olur? Bu kadar faizle, bu kadar enflasyonla mı yaşanır? Bunun başka bir yolu yok mudur?” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin sahip olduğu ekonomik imkânların vatandaşların refahına yansıtılması gerektiğini belirten Ağıralioğlu, ülkenin büyüklüğüne inandıklarını ancak siyasetin bu potansiyeli değerlendiremediğini ileri sürdü. “Biz memleketimizin büyüklüğüne inanan küçük siyasetçileriz. Ben büyük milletin küçük evladıyım. Bu memleketi büyük büyük adamlar bu hâle getirdi” diyen Ağıralioğlu, ülkenin yeniden ayağa kaldırılabileceğini söyledi.
“Üniversite birinci sınıf öğrencileri bile bu ülkeyi ayağa kaldırır”
Siyasi iktidarın, Türkiye’nin mevcut sorunlarının nasıl çözüleceğine ilişkin yönelttiği soruları eleştiren Ağıralioğlu, ülkenin sahip olduğu insan kaynağının doğru değerlendirilmesi durumunda sorunların çözülebileceğini savundu. Ağıralioğlu, “Bu kadar yetişmiş evladı varken, bu kadar varlığı varken memleketi bu kadar darda düşürmüşsünüz. Zaman zaman siyaset ukalalık ediyor. Bize ‘Nasıl yapacaksınız? Bizim yapamadığımızı siz nasıl yapacaksınız?’ diye soruyorlar” dedi. Mevcut yönetimin ülkeyi getirdiği noktaya dikkat çeken Ağıralioğlu, Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağıyla daha iyi yönetilebileceğini ifade etti. “İktisat biliminin, hukukun ve ziraat biliminin birinci sınıf öğrencileriyle memleketi ayağa kaldırırız. Çocuklarımızla, gençlerimizle bu memleketi ayağa kaldırırız” diye konuşan Ağıralioğlu, üniversite öğrencilerinin dahi mevcut ekonomik uygulamalardan daha doğru kararlar alabileceğini öne sürdü. Kur Korumalı Mevduat uygulamasını ve tarım politikalarını örnek gösteren Ağıralioğlu, “İktisat birinci sınıf öğrencilerine bu Kur Korumalı Mevduat uygulamasını yaptıramazsınız. Ziraat birinci sınıf öğrencisine ‘küsbe ekelim’ dedirtemezsiniz. Profesörden, mezundan bahsetmiyorum. Üniversiteye birinci sınıftan dâhil olmuş çocuklarımızı memlekete teslim edin. Bugün yaptıklarınızın on katını yaparlar, ülkeyi ayağa kaldırırlar” ifadelerini kullandı. Ağıralioğlu, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu temel unsurların planlama, ciddiyet, hesap verebilirlik ve liyakat olduğunu belirterek Anahtar Parti’nin bu doğrultuda hareket edeceğini söyledi.
“Programınız yandaşı kayırma programı”
Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele, faizlerin düşürülmesi, Türk lirasının değerinin korunması, israfın önlenmesi ve üretimin güçlendirilmesi hedeflerine ulaşamadığını savunan Ağıralioğlu, hükümetin uyguladığı programın önceliklerini eleştirdi. Geçmişte enflasyonun düşürüldüğü dönemler bulunduğunu hatırlatan Ağıralioğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde enflasyonun yüzde 78 seviyesinden yüzde 9 seviyesine üç yılda düşürüldüğünü belirterek mevcut dönemde neden benzer bir sonucun alınamadığını sorguladı. Ağıralioğlu, “Sizin programınız enflasyonu düşürme programı değil. Faizi düşürme programı değil. Kurla paranızı değerli hâle getirme programı değil. İsrafı engelleme programı değil. Memleketi üretimle güçlendirme programı değil. Sizin programınız eş dostu, yandaşı kayırma programı” dedi. Hükümetin geçmişte enflasyonla mücadele ettiği, bütçeyi güçlendirdiği ve yurt dışından yatırım çektiği dönemler bulunduğunu söyleyen Ağıralioğlu, Türkiye’ye geçmişte 260 milyar dolar doğrudan yatırım geldiğini ifade etti. Ağıralioğlu, “Biz sizin iyi yaptığınız zamanları gördük. Enflasyonla mücadele edip enflasyonu düşürdüğünüzü, bütçeyi doldurduğunuzu, dışarıdan yatırım çektiğiniz zamanları gördük. 260 milyar dolar yatırım çekti bu ülke. 260 milyar dolar doğrudan yatırım geldi memlekete” diye konuştu.Bugün ise geçmişte hükümetle birlikte zenginleştiğini öne sürdüğü kişilerin dahi paralarını yurt dışına çıkardığını iddia eden Ağıralioğlu, “Şimdi sizinle beraber zengin olanlar bile paralarını yurt dışına kaçırıyorlar. Tayyip Bey’le zengin olanlar bile parasını yurt dışına kaçırıyor” ifadelerini kullandı. Türkiye’de neyin bozulduğunu ve nelerin düzeltilmesi gerektiğini bildiklerini söyleyen Ağıralioğlu, “Hiçbir problem yok. Sadece nöbet değişimi zamanı için fırsat kolluyoruz. Zaman bekliyoruz, sandık bekliyoruz” dedi.
Faiz ödemeleri üzerinden hükümete eleştiri
Basın toplantısında Türkiye’nin faiz yüküne ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Ağıralioğlu, faize karşı olduğunu ifade eden hükümetin Cumhuriyet ortalamasının iki katı faiz ödediğini savundu. Ağıralioğlu, 24 yıllık dönemde Cumhuriyet tarihindeki ortalama faiz yükü üzerinden hesaplama yapıldığında 400 milyar dolar ödeme yapılabileceğini, ancak mevcut dönemde toplam faiz ödemelerinin 800 milyar dolara ulaştığını ileri sürdü. Ağıralioğlu, “Bu bir yazık. Bu hükümet faize karşı olan bir hükümet. Cumhuriyet ortalamasının iki katı faiz ödedi. 24 yılda normal Cumhuriyet ortalaması tutturulsaydı 400 milyar dolar ödeyecekti. Faize karşı olduklarını beyan ederek 800 milyar dolar faiz ödediler” ifadelerini kullandı. Kur Korumalı Mevduat uygulamasının maliyetine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ağıralioğlu, Erhan Usta’nın yaptığı hesaplamalara atıfta bulundu. Usta’nın Kur Korumalı Mevduat nedeniyle 100 milyar dolar kaybedildiğini söylediğini aktaran Ağıralioğlu, hesaplanabilen tutarın 68 milyar dolar olduğunu, geri kalan bölümün ise net veriler olmadan kesin olarak ifade edilemediğini dile getirdi. Ağıralioğlu, söz konusu maliyetin 68 milyar dolar olarak hesaplanabildiğini, toplam maliyetin ise daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine yönelik bir değerlendirme bulunduğunu belirtti. Veriye dayanmadan kesin rakam açıklanmaması gerektiğine dikkat çeken Ağıralioğlu, bu konudaki tahminlerin somut hesaplamalarla desteklenmesinin önemine işaret etti.
“Saydığımız paralar korkunç paralar”
Türkiye’nin faiz ödemeleri, Kur Korumalı Mevduat uygulaması ve finansal piyasalardaki kayıplarına ilişkin değerlendirmelerini sürdüren Ağıralioğlu, söz konusu tutarların ülkenin üretim ve yatırım kapasitesi açısından önem taşıdığını söyledi. Ağıralioğlu, fonlarda 18,5 milyar doların, borsada ise 64 milyar dolarlık paranın eridiğini ifade ederek bu rakamların büyüklüğüne dikkat çekti. “Bakın, saydığımız paralar korkunç paralar. Bu kadar para ödenebildiğine, memleketin üretiminde bu kadar para artırılabildiğine ve birilerinin cebine indirilebildiğine göre bu para yatırımla, üretimle milletin hak ettiği bir zemine çekilebilse Türkiye gibi birkaç tane ülke ortaya çıkar” diyen Ağıralioğlu, ekonomik kaynakların verimli kullanılmasının gerekliliğini vurguladı. Türkiye’nin yüksek faiz nedeniyle kaynak kaybettiğini savunan Ağıralioğlu, yurt dışından kredi kullanılarak ülkeye getirilen paranın yüksek faiz ortamında değerlendirilmesini de eleştirdi. Yurt dışından 1 milyon dolar krediyle Türkiye’ye gelen bir yatırımcının, parasını faiz getirisi elde etmek amacıyla değerlendirmesi durumunda birkaç ay içinde önemli kazançlar sağlayabildiğini öne süren Ağıralioğlu, bu durumu üretimden ziyade rant ve faiz gelirlerinin öne çıkması olarak değerlendirdi. Ağıralioğlu, “Biz bu şekilde alın terini rantçılara, faizcilere teslim etmiş; faizi tefeciliğe düşürülmüş bir ülke gibiyiz. Koca memleket bizler için çalışır. Bu kadar büyük imkânlarımız var. Bu imkânların yeniden devletin hizmetiyle buluşmasını sağlayacak bir disipline ihtiyacımız var” diye konuştu.
2002-2005 dönemindeki mali disiplin örneğini verdi
Türkiye’nin geçmişte uygulanan mali disiplin sayesinde ekonomik göstergelerini iyileştirdiğini savunan Ağıralioğlu, 2002-2005 dönemini örnek gösterdi. Bu dönemde enflasyonun ve faizin düştüğünü, paranın değer kazandığını, vatandaşların alım gücünün yükseldiğini ve yaşam şartlarının iyileştiğini belirten Ağıralioğlu, mali disiplinin sürdürülebilir olması gerektiğini ifade etti. Ağıralioğlu, ekonomik istikrarın yalnızca faiz veya kur politikalarıyla sağlanamayacağını; yatırımların verimli yapılması, kamu kurumlarının etkin çalışması ve adalet mekanizmasının işlevini yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Kamu atamalarında liyakatin gözetilmesi, kurumların etkin biçimde çalışması ve kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesinin önemine değinen Ağıralioğlu, yurt dışından yatırım çekilmesinin de bu koşullarla bağlantılı olduğunu belirtti. Türkiye’nin enflasyonu üretimi artırarak düşürmesi gerektiğini savunan Ağıralioğlu, “Üretmeden enflasyonu, faizi düşüremezsiniz. Mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de üreterek batma dönemi yaşanıyor”
Türkiye’de üretim yapan işletmelerin artan maliyetler ve rekabet gücündeki kayıplar nedeniyle zorlandığını belirten Ağıralioğlu, mevcut ekonomik düzeni “üreterek batma dönemi” olarak nitelendirdi. Döviz kurunun baskılanmasının ihracatçıların rekabet gücünü olumsuz etkilediğini savunan Ağıralioğlu, girdi maliyetlerinin yönetilememesi nedeniyle üreticilerin kârlılığının azaldığını söyledi. Ağıralioğlu, “Kuru baskılıyorsunuz. Kuru baskıladığınız için rekabet gücünüz kayboluyor. Girdi maliyetlerini yönetemiyorsunuz. Girdi maliyetlerini yönetemediğiniz için insanlar hem çalışıyorlar hem batıyorlar. Üreticiler batıyor, tarlada ürünlerini kaldıramayacak hâle geliyorlar” dedi. Üreticilerin mallarını satmakta zorlandığını, satış yapılsa bile rekabet gücünün kaybedilmesi nedeniyle kârlılığın düştüğünü ileri süren Ağıralioğlu, bu durumun işletmelerin ekonomik açıdan her geçen gün daha fazla zorlanmasına neden olduğunu ifade etti. Üretimin sürdürülebilirliği için döviz kuru politikaları, enerji maliyetleri, girdi fiyatları ve dış ticaret koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ağıralioğlu, sanayicilerin mevcut ekonomik şartlarda ayakta kalabilmesi için kapsamlı bir planlamaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
Yapay zekâ çağında Türkiye için uyarı
Konuşmasında yapay zekâ, robotik sistemler ve sanayideki teknolojik dönüşüme geniş yer ayıran Ağıralioğlu, Türkiye’nin yeni döneme hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı. Yapay zekâ teknolojilerinin üretim süreçlerini değiştirdiğini, gelecekte daha az çalışanla daha fazla üretim yapılabileceğini belirten Ağıralioğlu, bu dönüşümün istihdam üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğini söyledi. Ağıralioğlu, “Artık istihdam oluşturmayacak bir sanayileşme geliyor. Robotik çağa giriyoruz. Bin kişinin yaptığı işi 3-5 kişiyle yapabilen fabrikalar var” dedi. Çin’de süt üretiminin çok az sayıda çalışanla gerçekleştirilebildiği fabrikalar bulunduğunu öne süren Ağıralioğlu, Türkiye’nin toplam süt üretimini beş kişilik bir fabrikayla gerçekleştirebilecek teknolojik organizasyonlardan söz ederek otomasyonun ulaştığı seviyeye dikkat çekti. İnsan gücüne ihtiyaç duymadan faaliyet gösterebilen tersaneler ve insansız gemiler bulunduğunu da dile getiren Ağıralioğlu, üretim teknolojilerindeki gelişmelerin iş dünyasının geleceğini değiştirdiğini ifade etti. Türkiye’nin yalnızca yapay zekâyı kullanan değil, aynı zamanda bu teknolojiyi geliştiren ve üreten ülkeler arasında yer alması gerektiğini savunan Ağıralioğlu, aksi hâlde ülkenin küresel rekabette geri kalacağını belirtti. Ağıralioğlu, “Yapay zekâ çağında tedbir almazsak, yapay zekâyı kullanan değil üreten taraf olmazsak, bu çağa uygun iş ve meslek organizasyonlarını yapamazsak, ticaretimizi ve sanayimizi bu çağa uygun hâle getiremezsek nal toplayacağız” ifadelerini kullandı.
“Sanayi devrimini kaçırdık, yapay zekâ çağını kaçırmamalıyız”
Türkiye’nin geçmişte sanayi devrimini kaçırmasının ekonomik sonuçlarına dikkat çeken Ağıralioğlu, ülkenin bu mesafeyi kapatmak için uzun yıllar yüksek enflasyonla yaşamak zorunda kaldığını savundu. Yeni teknolojik dönüşümün kaçırılması durumunda gelecek kuşakların daha ağır sorunlarla karşılaşabileceğini ifade eden Ağıralioğlu, Türkiye’nin yapay zekâ ve robotik teknolojiler konusunda şimdiden önlem alması gerektiğini söyledi. Ağıralioğlu, “Sanayi devrimini kaçırdık, biliyorsunuz. Çok bedel ödedik. Bu mesafeyi kapatmak için Türk milleti çok uzun yıllar yüksek enflasyonla yaşamak zorunda kaldı. Yapay zekâ çağını kaçırırsak çocuklarımız mahvolacak, ülkemiz mahvolacak. O yüzden tedbir almak zorundayız” dedi. Türkiye’nin mevcut planlama kapasitesi, insan kaynağı ve ekonomik imkânlarının bu dönüşüme uyum sağlamaya yeterli olabileceğini belirten Ağıralioğlu, belirli sektörlerde çalışmalar yürütüldüğünü, meslek örgütleriyle yapılan görüşmelerde de bu ihtiyacın gündeme geldiğini ifade etti.
Gümrük uygulamalarından enerji hatlarına kadar kapsamlı planlama çağrısı
Türkiye’nin üretim ve ticaret politikalarının yalnızca bugünün koşullarına göre belirlenmemesi gerektiğini söyleyen Ağıralioğlu, gümrük uygulamalarından rekabet koşullarına, girdi maliyetlerinden enerji hatlarına kadar geniş bir alanda planlama yapılması gerektiğini vurguladı. Küresel ticarette ülkelerin konumlarının ve geçiş güzergâhlarının giderek önem kazandığını belirten Ağıralioğlu, Türkiye’nin coğrafi konumunun doğru değerlendirilmesinin ekonomik açıdan büyük fırsatlar oluşturabileceğini söyledi. Ağıralioğlu, “Sınırdaki gümrük uygulamalarından rekabete, girdi maliyetlerine ve enerji hatlarımıza kadar bütün bunların hepsinin planlanması lazım” ifadelerini kullandı. Küresel ticarette yalnızca kaynak sahibi ülkelerin değil, ürünlerin ve enerjinin geçişini sağlayan ülkelerin de önemli hâle geldiğini belirten Ağıralioğlu, kavşak ülkeler, geçiş ülkeleri ve terminal ülkeler kavramlarının gelecekte daha fazla öne çıkacağını dile getirdi.
Orta Kuşak Projesi ve küresel gelişmeler üzerinden Türkiye vurgusu
Türkiye’nin uluslararası ticaret ve enerji güzergâhlarındaki konumunun stratejik önem taşıdığını ifade eden Ağıralioğlu, ülkenin küresel gelişmeler doğrultusunda kapsamlı bir yol haritasına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Çin’in Orta Kuşak ve Orta Yol projeleri, ABD’nin Çin’e yönelik politikaları, Orta Doğu’daki gelişmeler ile Karadeniz ve Akdeniz’deki enerji araştırmalarının Türkiye açısından önemli başlıklar olduğunu belirten Ağıralioğlu, bu gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Ağıralioğlu, “Ülkemizin konum ve koordinatlarını, geçiş güzergâhını; Çin’in Orta Kuşak Projesi’ni, Orta Yol Projesi’ni, Çin’e karşı Amerikan hamlelerini, Orta Doğu’daki hareketlenmeleri, Karadeniz ve Akdeniz’deki enerji araştırmalarını düşündüğümüzde bütün bunların merkezinde bulunan Türkiye’nin büyük bir plana ihtiyacı var” dedi. Türkiye’nin uluslararası gelişmelere uygun bir vizyon ve yönetim kadrosuyla hareket etmesi gerektiğini savunan Ağıralioğlu, ülkenin geleceğine ilişkin her ayrıntının düşünüldüğü kapsamlı bir yol haritası hazırlanmasının önemine dikkat çekti.
“Belediye başkanlarının yakasına rozet takmakla memleket yönetilmez”
Siyasi gündemin günlük tartışmalara ve parti transferlerine sıkıştırılmasını eleştiren Ağıralioğlu, Türkiye’nin öncelikli sorunlarının ekonomik dönüşüm, üretim, teknoloji, istihdam ve küresel rekabet olduğunu söyledi. Siyasetin enerjisini milletvekili veya belediye başkanı transferlerine harcamak yerine ülkenin geleceğine odaklanması gerektiğini belirten Ağıralioğlu, şöyle konuştu: “Onun bunun yakasına rozet takmakla uğraşmayalım artık. Kendi partime hangi milletvekilini, kendi partime hangi belediye başkanını transfer ederim düşüncesinden çok daha büyük sorunlarımız var. Bunları çözemediği için memlekette kötü yönetim var. Siyaset işine odaklan.” Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar bulunduğunu ancak teknolojik dönüşümün kaçırılmaması gerektiğini ifade eden Ağıralioğlu, ülkenin ekonomik ve siyasi açıdan değişime ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
“Türkiye’nin planı, programı ve yetişmiş kadrosu olmalı”
Anahtar Parti’nin Türkiye’nin ekonomik sorunlarına ilişkin hazırlıklarının bulunduğunu söyleyen Ağıralioğlu, ülkenin kaynaklarını verimli kullanacak, üretimi güçlendirecek ve kamu yönetiminde hesap verebilirliği sağlayacak bir sistemin kurulması gerektiğini belirtti. Planlı ekonomi yönetimi, mali disiplin, liyakat, şeffaflık ve denetim mekanizmalarının etkin çalışmasının ülkenin kalkınmasında belirleyici olacağını savunan Ağıralioğlu, Türkiye’nin hem mevcut ekonomik sorunlarını çözebilecek hem de yapay zekâ çağının getirdiği dönüşüme uyum sağlayabilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade etti. Ağıralioğlu, Türkiye’nin sorunlarının çözümsüz olmadığını, asıl ihtiyacın doğru yönetim anlayışı ve siyasi değişim olduğunu ileri sürerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’nin büyük bir plana ihtiyacı var. Büyük bir vizyona, büyük bir kadroya ve idareyle ilgili her detayı düşünmüş bir yol haritasına ihtiyacı var. Böyle gündelik meşgalesini belediye başkanlarının yakasına rozet takmaktan ibaret hâle dönüştüren siyaset memleket yönetemez. O yüzden değişmeye ihtiyaç var. Onu halledeceğiz. Hiçbir sorun yok ama bir an önce değişim, bir an önce değişim.” Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Bursa’da gerçekleştirdiği basın toplantısında ekonomik sorunların çözümü için üretim odaklı politikaların benimsenmesi, kamu kaynaklarının etkin kullanılması, tarım ve sanayinin desteklenmesi, yapay zekâ ve robotik teknolojilere hazırlık yapılması ve kamu yönetiminde liyakatin esas alınması gerektiğini vurguladı. Ağıralioğlu, Türkiye’nin ekonomik potansiyelinin doğru politikalarla değerlendirilebileceğini savunarak siyasi değişim çağrısını yineledi. 
-
Yavuz Ağıralioğlu Bursa’dan seslendi: “Türkiye’nin ekonomi krizi değil, yönetim krizi var”
-
CHP’de İhraç Depremi!
-
Uzmanlardan Yeni Yağış Uyarısı
-
Sarıgül Ailesi Hakkında Gözaltı Kararı
-
Emekli Maaşında Yeni Hesap
-
Plan Ortada: “Türkiye Açıklaması Gündem Oldu”

